29 Ekim 2009 Perşembe

BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ

http://www.cerkes.net/


Göç mü, yoksa sürgün mü? Fethi GüngörGöç [ing. Migration]: Birey ve grupların ekonomik, sosyal, kültürel vb. nedenlerden dolayı bir yerden başka bir yere gitmeleridir. (Kızılçelik-Erjem, 1994: 185)Coğrafya başta olmak üzere, iktisat, sosyal psikoloji ve sosyoloji gibi göç olgusunu inceleyen disiplinler arasında konuya en geniş açıdan bakan bilim dalı sosyolojidir. ''Çünkü sosyolojik tahliller coğrafi değişmelerden ziyade sosyolojik boyut ve çerçevedeki değişmeleri dikkate alır. Örneğin, göçün ortaya çıkaracağı sosyal hareketlilik, göç sebepleri, uyum, göçe neden olan kararların oluşumu, göç sürecindeki ayıklama safhaları ve sonuçları ile göç edilen ülke ve göçe kaynak olan ülke halkları üzerindeki etkileri sosyolojinin ilgi alanı kapsamındadır." (Gezgin, 1994: 14)Göç türleri incelenirken ele alınan ‘mesafe’ kavramı genellikle kıta içi ve kıtalararası göçlerle ilgilidir. Bir ülkenin milli sınırları içerisindeki nüfus hareketlerine iç göç, nüfusun ülke sınırları dışına yönelik yer değiştirmesine ise dış göç denir. Mahiyetleri itibariyle bu tür göçlerde fiziksel mesafe kavramının hiç bir önemi yoktur (Gezgin, 22).Mecburi göçlerde (tehcir), göç kararı göç edenin iradesini dikkate almamaktadır. Zorunlu iskân politikaları yahut bir savaş veya doğal afet nedeniyle ortaya çıkan göçler mecburi göçlerdir. ''Göç edenin iradesine dayalı olmayan yer değiştirmeleri klasik anlamıyla göç saymama eğilimi de mevcuttur. Bu eğilimin nedeni ‘sürgün’ kavramının göç kavramından ayrı bir kriterle incelemeye tabi tutulması gereğine dikkat çekmek olmalıdır''. (Uysal, 1996: 141) Yukarıdaki tanımlardan açıkça anlaşılacağı üzere, Çerkeslerin Kafkasya'dan Anadolu'ya gelişi bir sürgün olup, bu kütlesel nüfus hareketinin göç olarak isimlendirilmesi doğru değildir.Çerkeslerin sürülme sebebiEkonomik, dini, siyasi ve kültürel sebepler yanında tarih boyunca en çok karşılaşılan sürgün sebebi savaşlar olmuştur. Kafkasya'dan Anadolu'ya kitleler halinde akan nüfus hareketinin de-siyasi ve dini boyutu da olmakla beraber en mühim sebebi iki asır devam eden Rus savaşlarının Çerkesler aleyhine mağlubiyetle sonuçlanmasıdır.Sürgün güzergahı1859-1864 yıllarında yurtlarından sürülen Çerkesler deniz yoluyla, Kafkasya'da, Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum vd. limanlardan bindirilip Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indiriliyordu. 1865-1866 sürgünü ile Osmanlı-Rus harbinden sonraki 1878 tehciri kara yoluyla gerçekleştirildi. Doğu yolundan genellikle Çeçen, Dağıstan, Asetin, Kabardey muhacirleri göçürülmüştür. Daha sonraki tehcir de kara yoluyla yapılmıştır (Berzec, 1986: 114).Sürgün yolunda çekilen çileler Yolda telef olanların feci durumları Trabzon'daki Rus konsolosunun, tehcir işlerini idare etmekte olan General Katraçef'e yazdığı raporda şöyle anlatılır: ''Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70.000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım." İşte bu suretle peş peşe sürüp gelen felaketlerin ve musibetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman ve faziletkar milletin bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima tehlikeye maruz bulunan ve daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere iskân edilmiştir (Berkok, 1958: 529).Çarın Kafkasya naibi olarak atadığı kardeşi Grandük Mişel, 1864 Ağustosunda Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti: ''Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir:" (Berkok, 526).işte bu yüzden, esaret ve tabiiyeti en büyük şerefsizlik addeden Çerkesler, güzel vatanlarını terk etmeye mecbur kalmışlardır. Meşhur Rus şair Lermontof bu hakikati bir şiirinde şöyle dile getirir: ''Bu insanlar yurtlarını ve babalarının mezarlarını neden terk ediyorlar? Düşman kuvvetinin zoru ile mi? Hayır! Düşman kuvvetlerinin beraberinde getirdiği esaret zincirinin korkusuyla!" (Berkok, 524).Rus yönetimi, bölgenin yerli nüfustan arındırılarak boşaltılması hususunda zecri (zorlayıcı) tedbirler alma yanında bir takım kolaylıklar da sağlıyordu. Rus ordusundan ayrılıp gelen ve Osmanlı ordusunda görev alan General Musa Kunduk(ov) Paşa bakınız ne itiraflarda bulunuyor:''Çeçen reisleri uzun münakaşalardan sonra göçü kabul edip nasıl gerçekleşeceğini sordular. Ben de Gürcistan üzerinden kara yoluyla gideceğimizi ve Rus ordusunun da her türlü kolaylığı ve yardımı yapacağını söyledim... Rus Generali Loris'e gidip 50 bin dönüm kadar olan arazime mukabil 45 bin altın ruble istedim. Derhal ödedi. Fakir muhacirlere sarf etmek üzere ayrıca 10 bin altın ruble daha istedim. Bunu az bularak 20 bin ödedi... Bu şekilde 25 Mayıs 1865'te, aralarında ailem ve akrabalarımın da bulunduğu 3 bin Çeçen aile ile birlikte göç ettik. Geride kalanların tehciri görevini Çeçen mıntıkası naibi reis Sa'dullah'a tevdi etmiştik." (Kundukov, 1978: 67-70).Modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olan Çerkes sürgünü (Henze, 1986: 247) esnasında deniz gibi kan akıtıldı. Gemiye binmek için aç bîilaç kıyıda yağmur çamur içinde, ölüm iniltileriyle bekleşenler, yanaşan gemiye üşüşüp taşıma kapasitesinin çok üzerinde biniyorlardı. Gemiler de daha fazla para alabilmek için çok yolcu alıyor, bu yüzden fazla yol almadan batan gemilere sık rastlanıyordu. 1864 Mayısında, Trabzon'daki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin kişi açlık ve hastalıktan kırıldı. Gemilerde hastalık alameti gösteren olursa derhal denize atılırdı...1858-1865 yıllarında 493.124 insanın gittiği Trabzon'da bir tek adamın 3050 cariye birden aldığı oluyordu...' (Avksentev, 1984: 61-62).Üç milyon Kafkas insanını zorla yurdundan süren Rusya, bu mazlum ve mehcur (kendi kaderiyle baş başa bırakılmış, unutulmuş) millet üzerindeki siyasi emellerine son vermiş değildi.Rus Hükümeti adına General Fadol, Musa Kunduk ile Gazi Muhammed'e şu teklifi sunmuştu: 'Afganistan hududunda Çerkeslerden müteşekkil bir devlet kurmak, Osmanlı Devleti'ndeki tüm Çerkesleri oraya göçürmek, kurulacak devletin Rusya'ya bağlı kalması şartıyla bütün masraflarının Rusya tarafından ödeneceğini garanti etmek.' Her ikisi de bu teklifi reddetmişti. Rusya bu proje ile Afganistan'ı işgal etmekte olan İngilizleri bertaraf etmeyi düşünüyordu. (Kundukov, 12) Göçürülen Çerkeslerin karşılaştığı dayanılmaz zorluklara şahit olan bazı Ruslar bile vicdan azabı duyuyordu. Musa Kunduk Paşanın hatıratına bir göz atalım:"... insanların perişanlığını hayretler içinde temaşa ettiğimi gören istasyon yetkilisi koşarak yanıma geldi ve gözleri yaşla dolarak dedi ki; 'Ekselans, dünyada bu acıklı manzarayı seyredip de kalbi burkulmayacak insan var mıdır? Allah'tan korkmak lazım. Bu topraklar onların yerleridir. Ne hakla onları bir bilinmezin içine sürüyoruz? Nereye gittiklerini sorduğumda, Osmanlı Devleti'ne diyorlar. Ama nasıl ve ne zaman? Onları neler bekliyor, belli değil. Bu konularda hiç bir bilgileri yok.' (Kundukov, 62-63).Tehcir sürecinde geri dönme eğilimi21 Mayıs 1864'te dört asırlık Rus -Kafkas savaşının batı kesimde de mağlubiyetle sonuçlanmasıyla başlayan büyük tehcir süreci uzun sürmemiştir. Osmanlı Devleti'nden dönüp gelen bazı insanların anlattıkları, Paç'e Beçmırza'nın şiirleri, açlık, hastalık ve ölüm haberleri getiren gözyaşı ve hasret dolu akraba mektupları özellikle Kabardey'den göçün devam etmesini engellemiştir. (Berzec, 134 )Hüseyin Paşa Osmanlı Devleti'nin göçe hazırlıklı olmadığını, bu konuda Çerkesler için hiç bir şey hazırlanmadığını, bu muhacirlerden ilk büyük grubun durumunun ağıt yakılacak derecede perişan olduğunu belirterek ‘önemle rica ediyorum, tehcir meselesinde acele etmeyelim’ demişti.Tehcir büyük bir hızla devam ederken, bir taraftan da geri dönme eğilimleri baş göstermişti. Türkiye'deki Rus Elçisi İgnatiev'in 21.02.1872 tarihinde Rus Dışişleri Bakanı'na yazdığı gizli bir yazıda, Türkiye'ye göçürülmüş 8500 Çerkes ailenin katlandıkları dayanılması zor-şartlardan şikayetle Kafkasya'ya geri dönmek istedikleri bildirilmiştir. (Berzec, 198)İskan edildikleri yerlere uyum sağlayamayıp geri dönmeye yeltenen muhacirlerin sayısı o kadar artmıştı ki, Osmanlı hükümeti tedbir alma ihtiyacı hissetmişti. 18 Kanun-ı sani 1789 tarihli emirname ile Çerkeslerin kaçmasına fırsat verecek her hareketin engellenmesi emredilmiş, bu hususta yabancı deniz nakliyat şirketlerine de gemileriyle tek bir Çerkes dahi taşımamaları’ resmi yazıyla bildirilmiştir. (BOA, Hariciye Nezareti , 122/64 )Bandırma civarındaki Yeni Sığırcı köyüne iskân edilen 300 aileden 150'si, oradaki hayata uyum sağlayamayıp anavatana dönmüştür.1911'de Hac dönüşünde Şam valisi ile görüşen Canıko Bako; on bin Çerkes o1duklarını, kendilerine hicret etmek istediklerini söyler, vali de memnuniyetle kabul eder. Canıko, Mehmet Hanaşe ile birlikte bir heyet halinde gelip daha önce iskân edilen köyleri gezer, perişan hallerine şahit olur. Kendilerinin iskân edilmesi için belirlenen Kerk tepelerini gezerler. Bu kayalıkları beğenmeyip Ağustos 1911'de deniz yoluyla İstanbul üzerinden geri dönerler, hiç kimse de hicret etmez. (Berzec, 130)İstanbul'daki Çerkes Teavün Cemiyeti sekreteri hukukçu Tsağo Nuri 1913'te anavatana dönerek Kabardey bölgesinde değişik okullarda Çerkes Dili okutmaya başlamıştı. (Berzeg, 1995: 247)1991'de kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu'nun (KHK) fahri başkanı Musa Şenıbe anlatıyor: "Annem anlatırdı; Dedem yolda (karşıdan gelen gemidekilerden) Türk'e gidenlerin hastalıktan kırıldığını öğrenince yanındakilerle birlikte denizin ortasından dönüp geri gelmiş.'' (Şenıbe, 1996). Osmanlı Devleti'nin tehcir ve iskân politikasıOsmanlı Devleti'nin Kafkasya ile ilk temaslarını kurduğu 17. Asırdan itibaren ferdi göçler başlamıştı. Büyük göçten önce Osmanlı ordusunda görev almış yüzlerce subay ve bir kısmı vezirlik yapmış 300 paşa vardı. Osmanlı Devleti Kafkasya'yı hakimiyeti altına almak için bu üst düzey bürokratlardan yararlanmıştır. Musa Kunduk Paşa şöyle anlatır: "Sadrazam ile görüştükten sonra Berzec Hüseyin Paşanın yanına gittim. Wubıkh Ali Paşa da (Hafız Paşanın kardeşi) oradaydı. Bu iki zat Çerkes muhacirlerinin vaziyetini yakından takip ediyordu. Hüseyin Paşa Osmanlı Devleti'nin göçe hazırlıklı olmadığını, bu konuda Çerkesler için hiç bir şey hazırlanmadığını, bu muhacirlerden ilk büyük grubun durumunun ağıt yakılacak derecede perişan olduğunu belirterek 'önemle rica ediyorum, tehcir meselesinde acele etmeyelim' demişti.'' Hüseyin Berzec Paşa 1866'da idam edilmiştir (Berkok, 517)."Kuruluşundan beri iç problemlerini çözmede tehcir ve iskân metoduna sıkça başvuran Osmanlı Devleti, 9 Mayıs 1857'de tehcir kanununu çıkarmıştır. Bu arada Rus Çarıyla gizlice ittifak etmiştir... Göçenlerin mal, can ve hürriyetleri, sair tüm hakları sultanın garantisi altında idi. Her tür vergiden muaf olarak arazi verilmesi vaat edilmişti. Anadolu'ya yerleşenler 12 yıl askerlikten muaf tutulmuştu. 1860 yılında iskân-ı Muhacirin Komisyonu kuruldu. Bunda ekonomik ve politik çıkarlar gözetilmişti. Buradan anlaşılıyor ki Çerkeslerin göçürülmesi, Osmanlı Devleti'nce planlanmış, sonraları gelişen fiili durumdan çok daha önce programlanmış bir iştir.'' (Karpat'tan naklen Berzec, 47)Nefy ve iskân, yönetim politikalarından en barizleri olan Osmanlı Devleti (Barkan, 1949-50: 524 vd.) bu tehcir ile yüz yüze kalmış olduğu bir çok problemini halletmeyi de düşünmüştü. (Berzec, 120)Rusya'nın iskâna müdahalesiBinlerce yıllık öz yurdundan zulüm ve kanla sürdüğü milyonlarca insanı gittiği yerde de rahat bırakmayan Rusya, onların nerelerde iskân edileceğine de müdahale etmiştir. Rusya'nın 2 Mart 1878'de Osmanlı Devleti ile imzaladığı anlaşmada, Rus hududuna yakın yerlerde iskân edilen Çerkeslerin iç bölgelere götürülmesi hususu üzerinde durulmuştur (Berzec, 126). Nitekim öyle de yapılmış, 150.000 Çerkes bu sefer de Rumeli'den Anadolu'ya göçürülmüştür.Sürülen Çerkes sayısıBüyük tehcirle ilgili resmi istatistik bilgilerinin tamamına sahip değiliz. Ancak muttali olunabilen Rus, İngiliz, Fransız ve Osmanlı kayıtlarında 700 binden 2 milyona kadar değişen rakamlar mevcuttur. Osmanlıdaki nüfus hareketlerini inceleyen Obisni İrolitimo 1866'da muhacirlerin bir milyona ulaştığını belirtir (Nartların Sesi, 1980: 15).Ünlü tarihçi Kemal Karpat, 1859-1879 arasında göçürülen Kafkasyalıların, çoğu Çerkeslerden oluşmak üzere 2.000.000 civarında olduğunu, sağ salim Osmanlı Devleti'ne ulaşan muhacir sayısının ise 1.500.000 olduğunu belirtir (Karpat, 1995: 69). Kafkasya'nın hürriyet mücadelesi konusunda değerli bir eser yazmış olan Hızal da tehcirin 1.500.000 Kafkasyalının yurdundan sürülmesiyle sonuçlandığını belirtir (Hızal, 1961: 49).Ancak; Kafkasya'da yaşanan iç tehcirleri, Sibirya ve Orta Asya'ya sürülenleri, Balkanlardan Anadolu'ya, Bandırma civarından Güneydoğuya göçürülenleri, Yahudi -Arap savaşında Golan bölgesinin işgali üzerine Kunaytıra'dan sürülenleri de hesaba kattığımızda, kelimenin hakiki anlamıyla yurdundan sürülen Çerkes sayısı üç milyonu aşmaktadır.Çerkes Muhacereti (Diasporası)Çerkeslerin Kafkasya dışında en yoğun yaşadığı yerler, başta Türkiye olmak üzere, Suriye, Ürdün, Filistin, Mısır, Yugoslavya, bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika gibi çok farklı ülkelerden oluşmaktadır. Varna'da halen dört Çerkes köyü vardır ve özel kıyafetlerini ve dillerini muhafaza etmektedirler. Trablusgarp'a (Libya) bir defada 1000 aile gönderilmiş olduğu arşiv belgesi ile sabittir. Irak, Endonezya gibi hiç tahmin edilmeyecek ülkelerde dahi Çerkes varlığına rastlanmaktadır. Mısır'da üç asırdan fazla hüküm süren Çerkes Memlükleri ise: ayrı bir araştırma konusudur.Sürgünün açtığı derin yaralar"Tehcir operasyonu, binlerce yıllık Kafkas tarihinin en mühim hadisesidir. Bu olay Kafkasyalıların sosyal yapısını, ekonomisini ve politikasını menfi yönde etkilemiştir."(Berzec, 129)Aynı kanaati paylaşan ve 1864 büyük sürgününün Çerkes toplum yapısında son derece büyük tahribatlara yol açtığını belirten din bilgini Meretowkoe Nuh, Çerkes Tarihi adlı eserinde, gerek 1864'te, gerekse daha sonra devam ederek 1878, 1888, 1890 ve nihayet 1900 yıllarında Osmanlı Devleti'ne vuku bulan göç hareketlerini tenkit etmekte ve vatanın toplu şekilde boşaltılmasının meşru bir gerekçesi olmadığı görüşünü savunmaktadır (Mertuki, 1912: 34, 61).Büyük Çerkes sürgününün Adıge toplumunun sosyal yapısını derinden etkileyen sonuçlarından biri de, çok sayıda Adıge insanının köle ve cariye olarak satılması olmuştur ki bu olgunun yansımalarını, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai, Mizancı Murat gibi kendisi veya annesi Çerkes olan bir çok Osmanlı aydının eserlerinde açıkça görmek mümkündür. (bkz. Parlatır, 1987: 31 vd.) Kaynakça-Avkscntcv, A., İslam na Sevemom Kavkaza, Stavropol, 1984.-Barkan, Ö. L., 'Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler', İ.Ü.İ.F. Mecmuası, c. 11, s.l-4, İstanbul 1949-50, s.524 vd.-Berkok, İ., Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958. -Berzec, N., Tehcîru'ş -Şerâkise, (Arapçaya çev. İsamu'1 -Hasen), Amman, 1 986.-Berzeg, S. E., Kafkas Diyasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995.-BOA, Hariciye Nezareti, c. 122, dosya no: 64. -Gezgin, M. F.,İşgücü Göçü ve Avusturya'daki Türk İşçileri, İ.U. Yayınları, İstanbul, 1 994. -Henze, P., 1986, s. 247'den nak. Edris Abzakh, ‘Circassian Home Page’, İntemet, (http.//www.geocities.com./CollegePark/234 1/). -Hızal, A. H., Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklâl Davası, Orkun Yayınları No: 4, Ankara 1961. -Karpat, K. H., Ottoman Population 1830-1914, Wisconsin, 1995.-Kızılçelik, S., Erjem, Y., Açıklamalı Sosyoloji Sözlüğü, Atilla Kitabevi, Ankara, 1994. -Kundukov, M., Anılar, çev. M. Yağan, İstanbul 1978.-Mertûkî, N., Nûru'l-Mekâbis fî Tevârîhi'l-Çerâkis, Kerimiyye Matbaası, Kazan, 1912.-Nartların Sesi Dergisi, Sayı. 16, Ankara, Şubat 1980,s.15.-Şenibe Musa ile Röportaj, Nalçik, 01.10.1996. -Parlatır, İ., Tanzimat Edebiyatında Kölelik, TTK Yayınları, Ankara, 1987 .-Uysal, H., İnsan ve Toplum Bilimleri Sözlüğü, Uysal Kitabevi, Konya, 1996.KAFKAS VAKFI BÜLTEN, OCAK 2002

24 Ekim 2009 Cumartesi

KAFKAS KIZLARINA İTHAFDIR

Unutma; Sen dağların çiçeği, sen Kafkas'ın gülüsün Sen zarafet timsali, cemiyetin süsüsün Sen soyumun namusu, her şeyisin, canısın Sen fazilet kaynağı bir milletin kızısın Evlendin. Yeni evinde kolay ve bal gibi bir hayat dilerim. Amaçsız çalışmak ve yılgınlık kolaydır. Arı gibi sistemli çalışmasını öğren. Genç sıcaklığın ve temiz yüreğinle evini ısıt ve aydınlat. Kızım, sen yabancı bir eve gittin. Her ocak kendi başına bir devlet gibidir. Orada her şey kendilerine göredir. Oradaki düzen ve kural onlarcadır. Kendi yasaları, kendi düzenleri vardır. Ancak gerçek şudur ki; oraya girdiğinde tüm kaprislerini dışarıda bırak ve onların sevdikleri alışkanlıklara saygılı ol. Oradaki körlere gözlüğünü tak, aralarında topal varsa değneklerini vermeyi unutma. Kızım sen, ataları bir zamanlar Kafkasya'nın Hazar sahillerinde yaşayan Albanların neslinden birinin evindesin. Orada tüm gözler senin üzerinde olacaktır. Sen benim özgürlük içinde büyüttüğüm varlığımsın. Onlar seni izleyerek benim değerimi biçecekler. Sen onları gerçek birer dost olarak gör, kocana bir asker gibi itaatkar ve gönülden bağlı bir eş ol. Ancak etrafına bakmayı unutma, gözleyenlerin az olmayacaktır. Kızım sen yabancı bir evdesin. Her ocak kendi başına bir devlet gibidir. Orada bir tek kural vardır, emirler onundur. O kural bizzat seçtiğin kocandır. Ona uysal davran, onun kusurlarını yumuşatmayı bil, hayat yolunda ona yüzünü buruşturma, her şeyin ek**sizini ve mükemmelini aramanın sonu olmadığını hatırla. Kızım sen kendilerine göre bir düzeni olan yabancı bir evdesin. Orada önce etrafına göz at, sabırlı ol ve nereye ayak basacağını iyi ayarla. Güneş gibi nurlu kelimeler vardır. Onları kullanmakta cömert davran. Şefkatli, güler yüzlü ve tatlı dilli ol. Pek sertçe kelimeleri düşünme, tartmadan kullanma. Sükutun altın olduğunu unutma. Elinde kalan miras ruhunla kültüründür. Bu öğütlerimi sakın unutma. Bunları kaybedersen işte sonun görünür. ALLAH seni bunları kaybetmekten korusun. AMİN

Abhazya hakkında bir mektup

BİSMİLLAH.selamın aleyküm sevgili kardeşlerimiz.abhazya ile ilgili yazınızı okudum ve dikkate alıp okurmusunuz bilmem ama yinede bişeyler yazmak isterim.inanamadığım şey şu.haçlı ordusu olan ve bizim din kardeşlerimiz olan acara bölgesinde insanları hatta köy köy toplayıp,derelere kafalarını sokarak zorla dinlerini değiştirten, ve en önemlisi abhazya'dan çeçenlere silah gidiyor diye rusyayı kışkırtıp acımasızca ambago koydurup abhazya yı tam 14 sene açlığa mahkum eden ve ezanların yasaklandığı bir gürcistan için gerçek dost demeniz bizi çok şaşırttı.önce şunu belirteyimki türkiyeden savaşa giden tüm abhazlar şehit basayev in safında silah tuttular. O ve adamları o kadar sevildiki çocuklar şamil adını almaya başladı.sandığınızın aksine ne türkiyeden nede başka bir ülkeden abhazya ya en ufak bir yardım(İHH dışında)kesinlikle yoktur.şamil e sorulmuştu:siz abhazyaya savaşa koştunuz,ama ordan bir yardım gelmiyor. oda şöyle demişti:onlar bizim kardeşimiz.şu an yine savaş olsun yarımız oraya gideriz. tabiki biz türkiyede yaşayanlar olarak ruslara yanaşmayı uygun bulmuyoruz.Abhaz bir bakan burdaki abhazlara şöyle dedi: biz sizin burda olmanıza sebep olan o rusları bile oturtup bişeylere zorlamaya başladık. Siz neden burda yeterince çabalamıyosunuz. siz abhazya ruslara bayılıyomu sanıyosunuz. orda ruslara nasıl hitap edildiğini ve onlara yememiz haram olan hayvan adıyla hitap edildiğini biliyomusunuz. eğer çok sevselerdi iki seçimdede rusların desteklediği aday,sırf ruslar destekledi diye oy alamadı. abhazya bu savaşlara acemi değil.büyük sürgünden buyana saymassak 30 yıl geçmemiştir ki abhazya özgürlük için savaşmış olmasın. Ayrıca burdaki abhazların tamamına yakını(bi kısım rusçu hariç.ki oda kadirovcu çeçenlerin binde biridir.)çeçenleri ama sitelerinde dergilerinde toplantılarında,hazırladıkları videolarla,özel gecelerle,maddi veya manevi en azından açık destek verirler.diğer kafkasyalılara göre çeçenlerikendilerine en yakın halk olarak hissederler.! aksine hiç bir çeçen sitesinde, dergisinde abhazlar hakkında ne haber nede yazı çıkar. Ama herkes bunu söylemeye utanır.ama inanın sizin gibi milyonlarla ifade edecek insanımız olsaydı tarihte olduğu gibi yine ruslarla savaşırdık.abhazların en ufak kötü ünü olmamıştır kafkas halklarına.bundan sonrada olmaz.bizde türkiye de ruslara yanaşmayı hazmedemiyoruz.ama peygamberimizde siyaseten kafirlerle anlaşma yapmış.bu anlaşmaları bilirsiniz.uzatmak istemiyorum.yinede şunu bilin tarihe bir göz atarsanız tıpkı ruslar gibi her fırsatta kafkasyayı arkadan vuran gürcistan asla güvenilmez ülkedir.sadece sizden korkup daha doğrusu rusyaya ve abhazyaya karşı koz olarak tutmak istiyor.şunu unutmayın o suçladığınız ülke ve halkının %80 i çeçenleri ve bağımsızlığı destekler.abhazyada defalarca yapılan ve 10 bin kişilik çeçenistana destek mitinglerini hatırlatmak isterim.ALLAH ABHAZYA YI VE ÇEÇENİSTANI ÖZGÜR VE MUTLU KILSIN.AMİN

DEĞERLİ DOSTLAR LÜTFEN OKUYUN

Değerli Dostlar,80'li Yılların ikinci yarısının henüz başında, Yıllık iş bağlantılarımızla ilgili anlaşmaları yapmak üzere, otomobille Avrupa seyahatı yaparken, değerli Abaza dostum ile yol boyunca SSCB'deki gelişmelerin Kafkasya'ya ve Türkiye'ye yansımalarını, doğabilecek fırsatları ve toplumumuzun muhtemel gelişmelere hazır olup olmadığını tartışıyorduk.Eski Yugoslavya'dan, Avusturya'ya geçmek üzere idik, birden duyduğum bir cümle ile çılgına dönmüş ve gayriihtiyari benden beklenmeyen, çok sert bir tepki vermiştim.Arkadaşım Asimilasyonu önleme çabalarını anlatırken; "Ben çocuklarıma önce Türk sora Abaza olduğunuzu unutmayın diyorum" demişti.Biraz sakinleştikten sonra, niye kızdığımı uzun uzun anlatmış, Arkadaşımı hem ikna etmiş hem de gönlünü almıştım. Sonraki yıllarda Arkadaşımda başlayan araştırma ve doğruları öğrenme merakı ve çalışmalarında bu olayın etkisini hep düşündüm.Sayın Ruhat Mengi'nin yazıları ile ilgili bir yorum yapmak istemiyorum.Beni rahatsız eden yazılara yapılan Çerkes yorumları;Hemen hepsi, önce Çerkes, sonra Türk olduğunu yazmış;İnsan önce insandır, sonra da insandır. Buraya kadar tamam, anlaşılmayan, anlaşılması mümkün olmayan ise, bir insan'ın kendisine hem Çerkes aynı zaman da Türk demesi.Türk; Orta Asya steplerinde kültürel gelişimini tamamlamış medeniyetler, devletler oluşturmuş, kuraklık sebebiyle Çoğunlukla batıya olmak üzere yer yüzünün muhtelif coğrafyalarına dağılmış, bazı gurupları hala orta Asyada yerleşik, bir "etnik gurubun" Dünyada ki tanındığı ismidir.Çerkes ise Kültürel gelişimini Kafkasyada tamamlamış, muhtelif uygarlıklar, Devlet yapıları oluşturmuş, (Kimmer'ler, Meot'lar, Sonradan Çerkes hakimiyetine geçen Bosfor, Abhaz Kırallığı vs) MÖ. 6500 yıllarından itibaren dışa göç vermeye başlamış ve farklı uygarlıkların oluşumuna katkılar sağlamış bir etnik oluşumun bu günkü Dünya da yaygın kullanılan adıdır.Gelelim, Çerkes nasıl Türk olura;Baskın Akültürasyon sonucu Asimilasyon tamamlanır, Çerkes artık Çerkes değildir asimile eden etnik kimliktendir yani Türktür, Araptır, Grektir, ama artık Çerkes değildir.Ne olduğuda kendini ilgilendirir.Bizim derdimiz bunlar değil, Nitekim Kafkasya'dada bu şekilde asimile olmuş Çerkes olmadığını kimsenin iddia edemeyeceği birçok aile var.(Avnis,Mole, Lazipa vs) "Aslen Çerkes Türk'üm" diyen dikkatinizi çekerim aslen Çerkes Türkiyeliyim /Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım diyenler değil. Birinciler asimilasyonlarının tamamlanmasında gönüllülük gösterselerde henüz asimile olmamışlar fakat asimilasyona karşı bir direniş te göstermiyorlar (ya direnç imkanları yok , yada direnmek istemiyorlar) veya Abaza arkadaşım gibi kavram kargaşası içindeler, sözlerinin anlamını bilmiyorlar.İkinci söylem sahipleri ise asimilasyona karşı direniş içinde olduklarını söylemlerine de yansıtmışlar, bilinçli olarak yok olmama mücadelesi vermeye hazır görünüyorlar.Bu ara tahlilden sonra gelelim asıl konumuza;1- Çerkes ayrı bir halk'tır Dünyanın hangi coğrafyasında kimlerle birlikte yaşarsa yaşasın, Çerkes kimliğini muhafaza ettiği müddetçe ÇERKES'dir, yaşadığı ülkenin ise vatandaşıdır.USA vatandaşlığı nasıl bir italyan'ın bir İrlandalı'nın etnik kimliğini yok etmiyorsa, Kafkasya'nın dışında bir Ülke vatandaşı olmak, Çerkes'in kimliğini de yok etmez. 2- Aksi halde Dünyada Çerkes kalmaz, Amerikalı Çerkes Amerikan(Allahtan böyle bir ulus yok), Suriyeli Çerkes Arap, Kafkasyalı Çerkes Rus, Türkiyeli Çerkes de Türk olur. Oysa doğrusu; Amerikan değil Amerikalı/Vatandaşı Çerkes/Kafkasyalı, Arap değil Suriyeli/SAC. Vatandaşı Çerkes, Rus değil, Rusyalı/RF Vatandaşı Çerkes, Türk değil, Türkiyeli/TC. Vatandaşı Çerkesdir.3-Hala Çerkesim/asıllıyım diyenler için henüz ümit vardır asimilasyonları tamamlanmamıştır, ilgilenmemiz ve kazanmamız gerekir.4-Hiç kimse hem Grek hem Germen, Hem Arap Hem Acem, Hem slav hem Japon olamayacağı gibi Hem Çerkes Hemde Türk olamaz.5-Türk, Orta Asyadan adoluya gelen bir etnik gurubun adı değil de TC. yi oluşturan tüm etnisitelerin ortak adı olabilirse Türkiyeli Çerkes Türk olabilir, ama sadece Türkiyeli Çerkesler.6-Bizler Türkiyeli Çerkesleriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Çerkesleriz. Vatandaşlık bağıyla bağlı olduğumuz bu ülke diğer etnik guruplarla birlikte hepimizin. Fikir, Söylem ve eylemlerimizi bu bilinçle oluşturmalıyız, Başka ülkelerin vatandaşı olan Çerkes'lerinde benzer düşüncelere sahip olmalarının doğal bir gelişim olduğunu bilerek, ülkelerinin ulusal çıkarlarına aykırı taleplerde bulunmamalıyız.7- Kendi kimliğimiz ve Kültürümüzle Yaşamak, olağan üstü zengin ve insana uygun kültürümüzü Dünya insanları ile paylaşmak bu güzellikleri onların da öğrenmesini ve yaşamında kullanmasını sağlamaya çalışmak hepimizin görevidir.8- Anavatan'a ilgimizi, orayla ilişkilerimizi devam ettirdiğimiz zaman, Kültürel köklerimizden de kopmamış olacağız ki asimilasyonu önlemenin esaslarından birisi de budur.Son söz; Çerkes Çerkestir, Türk'de Türktür.Her insan Kendini ne olarak tanımlıyorsa/hissediyorsa odur.Ama hiçbir insan çift etnisite sahibi olamaz, Çok milliyetli olması olması bir çok pasaport taşıması bu gerçeği değiştirmez.


Saygılarımla
Cengiz Gül

BİRLEŞİK KAFKASYA DERNEĞİ BAŞKANININ KONFERANS KONUŞMASI

Birleşik Kafkasya Derneği Başkanı Orhan Yılmaz:Değerli konuklar, derneğimiz tarafından organize edilen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Işığında Kafkasya’nın Bugünü adlı konferansımıza hoş geldiniz. Hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.Kuzey Kafkasya’lılar tarih boyunca büyük yayılmacı güçler arasında sıkışıp kalmış, defalarca kanlı istila hareketlerine uğramışlardır. Kuzey Kafkasyalılar 300 yıl devam eden Rus işgal hareketi neticesinde, yüz binlerce evladını feda ederek, vatanlarından sürülen ama asla özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyen onurlu ve büyük bir millettir. Çok zor ve uzun bir süreci barındıran özgürlük mücadelesinin en önemli mihenk taşlarından birisi de Kuruluşunun 89. Yılında andığımız Kuzey Kafkasya Cumhuriyetidir.Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Kafkasya’lıların siyasi iradelerinin bir tecellisidir. Bu tecelli Hazar’dan Karadeniz’e Bağımsız Birleşik Kuzey Kafkasya’dır.Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti 1918 yılında, özgürlük aşığı bir milletin bağımsızlık yolunda kurduğu ilk siyasi yapıdır. Dönemi itibari ile bugün bile imrenilecek demokratik bir harekettir. Çarlık Rusya’sının dağıldığı ve belirsizliğin hakim olduğu bir dönemde, seçilmiş temsilcilerin iradesi ile hayat bulmuş olan bu hareket, tüm Kuzey Kafkasya halklarının tek vücut olarak dünya sahnesinde yer alma mücadelesidir.Ne yazık ki hem coğrafi hem de stratejik olarak çok büyük öneme sahip olan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, dünyanın yeniden şekillendiği bu dönemde emperyalist güçler tarafından yok sayılmış, Sovyetler Birliğine heba edilmiştir. Kuzey Kafkasya halkları 89 yıl önce oluşturdukları siyasi iradeyi, 1992 Abhazya savaşı sırasında yeniden ortaya koydular. Kafkas halkları konfederasyonu adı altında yeniden siyasi ve askeri birliktelik sağladılar. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile pek çok millet bağımsızlığını ilan edip hür dünyada yerini alırken, Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinin bağımsızlık talepleri hiçbir zaman kabul görmedi.Geçen zaman içerisinde Yeltsin ve Putin ile yeniden Sovyetleşme sürecine giren Rusya’nın Kafkasya’ya bahşettiği özgürlük; Çeçenistan’da 300 bin sivil kayıp, yıkılmış bir ülke ve tüm Kuzey Kafkasya’da tam bir devlet terörü oldu. Dünya’ya hediyesi ise enerji tekelinin tamamlanmasından sonra sunulacaktır. Dahası, Akka anlaşmasından ayrılarak yeniden bağımsız konvansiyonel silah kullanıcısı olan Rusya, yakın gelecekte gittikçe sertleşen dış politika hamleleri ile tekrar kutuplara dönmeyişini, siyasi ve askeri krizlerle tüm dünyanın canını sıkarak kutlayacaktır. 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılması, Kafkasya açısından büyük ve kullanılamayan bir fırsat olarak tarihe geçti. Bu fırsatın kaçırılmasında Rusya ile mukayese edildiğinde, çok daha demokratik ortamlarda yaşamalarına rağmen, Kafkasya politikalarını salt kültür üzerine inşa eden ve Kuzey Kafkasya da siyasi kazanımlar noktasında Rusya’nın bahşettiği ile yetinen Kuzey Kafkasya diasporası ve kuruluşları birinci dereceden sorumludur. Buna rağmen Kafkasya Halkları’nın Çeçenya ve Abhazya’da devam eden bağımsızlık mücadeleleri bu sürecin bitmediğinin en açık göstergesidir. Diaspora da yaşayanlar, Kuzey Kafkasya’nın siyasi geleceği noktasında geçmişte almadıkları sorumluluklardan kaçamazlar. Yakın gelecek Kuzey Kafkasya açısından pek çok önemli ve olumlu gelişmeye gebedir. Diasporanın olası politik gelişmelerin dışında kalması asla bir hata olarak kabul edilmeyecektir. Zira tarihte mümkün olmayan ve gerçekleşmeyecek hiçbir şey yoktur. Koşulları belirlememiz mümkün olmayabilir. Fakat önümüze gelen fırsatları değerlendirmek mümkündür. Bu açılardan baktığımızda 1917 – 1922 Tarihleri arasında hayat bulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti;Dönemin koşulları gereği kısa ömürlü olmuş olabilir. Büyük başarılara imza atmamış olabilir.Fakat asıl olan;Kuzey Kafkasya Halklarının ortaya koydukları siyasi iradedir. Siyasal bir yapının kurulması mücadelesidir.Kuzey Kafkasya Halklarının bir millet oluşturdukları tezidir.Modern bir devlet ve modern bir ulus inşa etme mücadelesidir.Birleşik Kafkasya İdealinin somut göstergesi ve tarihsel hedefidir.Birleşik Kafkasya bir hayal, bir ideal, bir beklenti olarak düşünülebilir. Bu düşüncenin gerçekleştiğini görmemiz bakımından, 11 Mayıs sadece bir devlet ilanı olmanın ötesinde, Hazar ile Karadeniz arasında bütünleşen bir ruhun, bir düşüncenin, somutlaşan bir idealin göstergesidir. Bu sebeplerden dolayı Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, geçmişte olduğu gibi gelecekte de hem Kuzey Kafkasyalılar hem de hür dünya için en demokratik model tercihi olacaktır. Bu tercihi benimseyen ve çalışmalarına bu doğrultuda devam eden Birleşik Kafkasya Derneği 1951 yılında İstanbul’da kuruldu. Kurucuları genellikle 1918 Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve hükümetlerinde görev almış siyasi kişiliklerdir. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti II. Cumhurbaşkanı Pşımaho Kosok, İmam Şamil’in torunu Sait Şamil, Maliye Bakanı Wassan Giray Cabağı, Prof.Aytek Namitok bunlardan sadece birkaç tanesidir. Birleşik Kafkasya Derneği, kuruluşu itibarı ile Bağımsız Birleşik Kuzey Kafkasya idealini benimsemiş ve çalışmalarına bu yönde ağırlık vermiştir. Bundan sonraki çalışmalarına da kurucu kadroların açtığı yolda devam edecektir. Sözlerime son verirken, sorunların diyalog içerisinde çözüldüğü, yalan ve riyanın olmadığı, birlik ve beraberlik içerisinde, umut dolu mutlu günler görmek dileğiyle iyi günler diliyor, Konferansımıza katılan tüm konuşmacılarımıza ve konuklarımıza şimdiden teşekkür ediyorum

ADIGE-ABHAZ ETNİK ŞEMASI


20 Ekim 2009 Salı

Kuzey Osetya Cumhuriyeti

Coğrafi konum

Kuzey Osetyanın kuzeyinde Stavrapol ili, doğusunda Çeçen-İnguş, batısında Kabardey-Balkar, güneyinde ise Gürcistan ve Gürcistana bağlı olan Güney Osetya bulunmaktadır. Kuzey Osetyanın toprakları Terek, Uruh, Ardon, Kabkevka ırmakları ile beslenir. Yüzölçümü 8.000 kilometrekaredir.

Ekonomik durum

Kuzey Osetyada tarım, sebze ve tahıl üretimi, hayvan besiciliğinden oluşur. Sanayileri; hafif sanayiler, kimyasal maddeler, cam üretimi ve gıda endüstrisidir. Alçak yamaçlarda ve Mozdok yakınlarında, sulamayla buğday, mısır, patates, kenevir ve meyve yetiştirilir. Daha yükseklerde ise köyun ve sığır besiciliği yapılır. Vladikavkazda yoğunlaşmış olan sanayi inşaât malzemeleri üretimi, metalurji ve gıda işlemeye dayanır. Ayrıca kurşun, çinko ve bor madenciliği yapılır. Büyük Kafkasların her iki yanındaki ormanlardan, başta kayın olmak üzere bol miktarda kereste elde edilir. Terek üzerinde, hidroelektrik santralleri inşa edilmiştir.

Sosyal ve kültürel yapı

Kafkas toplumları içinde dil ve edebiyatını en iyi şekilde geliştirerek işleyen Asetinler bu konuda önemli adımlar atmış olmalarına rağmen, günümüzde, Osetyada bilhassa yeni nesil içerisinde Oset dilini konuşamayan bir çok insana rastlamak mümkündür. Yakın zamana kadar Oset dilinin okullarda seçmeli dil olarak kullanılması bilhassa şehirlerde böyle bir sonucu doğurdu. Son birkaç yıldır büyük zararları farkedilen bu sistem değiştirilmiş, ilk öğretimde Asetin dili-edebiyatı ders olarak mecburi hale getirilmiştir.

Oset Dili, İskitler ile Antikçağdaki Sarmatların kullandığı dille uzak akrabadır. Eski İran dilinin kimi özelliklerini (fiil örnekleri, 8 durumlu ad çekimi) korur. Ses yapısı, Kafkasyadaki Hint-Avrupa olmayan dillerden etkilenmiştir; bugünkü sözlükte Rusçadan çok aktarma vardır. XIX. yüzyıl sonunda edebiyat dili olarak kullanılan Aset Dili, Kril alfabesiyle yazılır