6 Eylül 2010 Pazartesi

.
.
.

WWW.CERKES.NET

.
.
.




ÇERKES KİMDİR?

Çerkes, Türkiye'de bilinen kullanımı ile Çerkez, isminin kökeni ve günümüzdeki kullanılan anlamları konusunda fikir ayrılıkları bulunmaktadır. Buna göre;

1. Çerkes, Kafkasya'nın yerli halkı olan Adigelerdir.

2. Çerkes, Kafkasya'nın yerli halkı olan ve aynı kökenden gelen Adige ve Abhaz halklarıdır.

3. Çerkes, Kafkasya'daki halklardan Adigeler, Abhazlar, Çeçenler, Dağıstanlılar, Osetler, Karaçaylar ve Balkarlar'a verilen bir üst kimliktir.

Bu düşüncelerden en yaygın olanı Çerkes isminin Adige Halkı'na verilen bir ad olduğudur. Kafkasya'daki kullanımı itibari ile de Çerkes kelimesi Adigeler'i temsil etmektedir.

Yukarda da değindiğimiz gibi yüklenen anlam dışında kelime kökeni konusunda da tartışmalar bulunmaktadır. Bunlardan en yaygın olanı ve kabul göreni ise M.Ö 6.yüzyılda Batı Kafkasya'da Karadeniz kıyısında yaşayanlara Yunanlılar tarafından verilmiş olan "Kerket" kelimesinden geldiği yönündedir. Kerket kelimesinin bazı farklı kullanış biçimleri Serset, Kirkes, Kirke, Kirkas şeklinde olup, "Kasların önderi" anlamına gelmektedir. Kas kelimesi de o dönemki halka verilen isimdir.
.
.
.

WWW.CERKES.NET

.
.
.





Kafkasya Neresidir?

Kafkasya denildiğinde, Karadeniz ile Azak Deniz'inin doğu kemsini ayıran Anapa Yarımadası'ndan başlayarak Hazar Denizi kıyısındaki Apşeron Yarımadası'na ulaşan Büyük Kafkas Dağları ve bu dağların iki yanında uzanan topraklar kastedilir.

Kafkas dağlarının ikiye ayırdığı Kafkasya’nın güneyinde Gürcistan ve Azerbaycan ülkeleri yer alır. Bu bölgeye çeşitli kaynaklarda Traskafkasya da denilmektedir.

Kuzey de yer alan ve Rusya’nın hakimiyeti altında bulunan Kuzey Kafkasya olarak bilinen bölgede ise Adigey , Abhazya , Karaçay-Çerkes ,Kabardey-Balkar , Kuzey Osetya , Güney Osetya , İnguşetya, Dağıstan ve Çeçenistan yer alır.


Genellikle dağlık bir bölge olan Kafkasya, topografik açıdan çok farklı özelliklere sahiptir. Bölgeyi kuzey batıdan güney doğuya doğru uzanarak ikiye bölen Kafkas dağları yaklaşık 1200 km uzunluğunda ve 110-180 km genişliğindedir.

Kafkaslar üzerinde en yüksek zirveler Elbruz (5642m) ve Kazbek (5033m) dağlarıdır. Büyük Kafkas dağlarını her iki tarafa bağlayan en önemli iki geçit Daryal ve Derbent’tir.

Tarih boyunca büyük öne taşımış olan Daryal geçidi Kazbek dağının eteklerinden kuzeye akan Terek nehrini takip ederek kuzeye ulaşırken, Derbent geçidi daha doğuda Hazar kıyısında yer alır
.
.
.

WWW.CERKES.NET

.
.
.


KAF-FED Gençlik Komisyonu

Adı Soyadı-Temsil Ettiği Kurum

Ömer Aytek Kurmel-Kafkas Dernekleri Federasyonu

Salih Sezer-Adana Kafkas Kültür Derneği

Aydın Erken-Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği

Hasan Çelik-Bursa Kafkas Derneği

Uğur Fidan-Düzce Kuzey Kafkas Kültür Derneği

Ahmet Bersis Karabulut-İstanbul Uzunyaylalılar Kafkas Kültür Derneği

Sinan Ethem Teber-İzmir Kafkas Derneği

İlker Çağırmaz-Kayseri Kafkas Derneği

Tolga Akkuş-Samsun Kafkas Derneği
.
.
.

WWW.CERKES.NET

.
.
.




ABHAZYA'YI TANIYAN ÜLKELER

1.Rusya
2.Nikaragua
3.Venezuela
4.Nauru
.
.
.

WWW.CERKES.NET

.
.
.



HİCRETTEN SONRA KAFKASYALILAR
Kafkas Mecmuası, Yıl 1 Sayı 2, Ocak 1955

Hicretten Sonra Kafkasyalılar Hakkında Ortadoğu'da neşredilen Çerkesce, Türkçe, Arapça eserler:

Çerkesce Eserler

BLENAV, Batuk - Çerkes Elfibe İstanbul 1919
KUBE, Csaban - Adighe Alfibe Amman 1952
KUBE, Csaban - Amman vitxide Amman 1952
KUBE, Csaban - Qhuing Beyruit 1953
KUBE, Csaban - Adighe Pcsinatl ' Beyruit 1953
KUBE, Csaban - Adighe ueredizhxer Csam 1954
KUBE, Csaban - Adighe Psetlezbjcer Csam 1954
TIME, Şeyin - Gesefedxıd İstanbul 1916
THERXET, Cavit - Çerkes Alfibe İstanbul 1911
TUĞUN, Akif - Adgebzemevlit İstanbul 1916


Türkçe Eserler

ANTÇOK, İsa - Kafkasyada Adigeler Halep 1937
BANOGLU, Niyazi Ahmet - Çerkes kızları (roman) İstanbul 1944
BERKOK, General İsmail - Tarihte Kafkasya İstanbul 1958
BERSİS, t Ziya - Kafkas dergisi (aylık) İstanbul 1953
CEVDET PAŞA - Kırım ve Kafkas tarihçesi İstanbul 1891
EMİN - Kafkas, haftalık gazete Bursa 1919
GÖZTEPE, Tarik Mümtaz - Şeyh Şamil (harpları) İstanbul 1950
GÜSAR, Dr. Vasfı - Yeni Kafkas (aylık dergi) İstanbul 1957-58
HAĞUR, Ahmet Mithat - Kafkas( Milli ronan) İstanbul 1878
AĞÜR, Ahmet Mitat - Çerkes özdenleri (roman, tiyatro) İstanbul 1885
H.T. Tevfik - Gvaze (haftalık gazete) İstanbul 1911-12
HAĞUR, Tarik Mümtaz - Març (haftalık gazete) Şam 1928
HUNÇ, Hayriye Melek - Zührei elem (roman) İstanbul 1910
KAFLI, Kadir Can - Şimali Kafkasya (tarih) İstanbul 1942
LERMONTOFF, - İsmail bey romanı (Mehmet Ketey tercümeci) İstanbul 1946
Lİ'AP, Mustafa Mahir - Çerkes soy adlan, markaları Kahire 1892
MEKER, Aziz - Kafkas konferansı İstanbul 1918
MET ÇUNATUKA, İzzet - Kafkas tarihi İstanbul 1912
MET ÇUNATUKA, İzzet - Eyrikalarım (Hâtiler) İstanbul 1915
MET ÇUNATUKA, İzzet - Evrikalarım (Kadim Yunanistan) İstanbul 1915
MET ÇUNATUKA, İzzet . Evrikalarım (Trakyada Çerkesler) İstanbul 19İ8
MET ÇUNATUKA, İzzet - Kadim Kafkasya İstanbul 1918
NEGUÇ, Yusuf Suat - Guaze (haftalık gazete) İstanbul 1911-13
PÇIHALUK, Dr. Mehmet Ali . ikazulmüverrihin (Mısır) C. I. Humus 1920
PÇİHALUK, Dr. Mehmet Ali - İkazulmüverrihin (tarih) C. 2 Humus 1920
PÇİHALUK, Dr. Mehmet Ali . İkazulmüverrihin (Dil) C. 3 Humus 1922
PUKH, Seza - Diyana haftalık dergi İstanbul 1919
ŞÖENU, Mehmet Fetgerey - Çerkes kadınları İstanbul 1913
ŞÖENU, Mehmet Fetgerey - Çerkesler (tarih) İstanbul 1922
ŞÖENU, Mehmet Fetgerey - Çerkeslerin aslı İstanbul 1922
ŞÖENU, Mehmet Fetgerey - Kafkasya ve servet manbalar teeddoti
ŞÖENU, Mehmet Fetgerey - Batı Anadoluda Çerkes tehciri. No. 1. İstanbul 1923
ŞÖENU, Mehmet Fetgerey - Batı Anadolu'da Çerkes tehciri No. 2.
ŞHAPLI, Zübeyde - Kafkas aşkı (roman) İstanbul 1944
TERİM, Şeref ve Ketey, Şhaplı Kafkas mecmuası İstanbul 1955
TOLSTOY, Leon - Hacı Murat, çeviren R. Cevat Ulunay İstanbul 1943
ZİYA PAŞA - Tarihi harabat (Çerkes hicretine ait) İstanbul


Arapça Eserler

AZZAM, Abdulvehhab - Mecalisussultan Elguri Kahire
ÇEÇUK, Ömer Rıfkı - İla ebnaikavmi eşşerakise Şam 1949
ÇEÇUK, Ömer Rıfkı - Miyarullugat (Çerkes dili hakkında) Kahire 1951
ELCEBERTİ, Şeyh Abdurrahrhan - Acaibülâsâr Kahire
ELHANBELİ, îbnulained - Şezeratulzeheb Kahire
ELMAKRıZİ, Elhutat Kahire
ELMAKRÎZİ - Tarihulmemalik Kahire
ELNUVEYRİ . Nihayetulireb Kahire
ELŞERKAVİ, Abdullah - Tuhfetulnazirin Kahire
GÜSAR, Şeyh Zahed - Elmezatulislamiyye ve Hasan kasem Kahire 1942
HABJOKA, Dr. Şevket - Tarihuladiğe Sora Nogumuka tercüme Amman 1953
HÜŞTOKA, Abdulhamid - Met İzzet Kafkas tarihi tercümesi Kahire 1933
İBİN EYAS, Muhammed • Tarih tbin Eyas Kahire
BİN EYAS, Muhammed - Bedayiilzuhur Kahire
BİN TANRİBERDİ - Elnucum elzahire fi mülük Masr Kahire
İBRAHİM, Hasan Ali - Dr. Masr fi usurulvusta Kahire
KHUT, Aslan - Elkokaz elşimaliyye (siyasi) Kahire 1951
MUCAHED, Zeki Muhammed - Elaalamuşşarkiyye Kahiri 1949
RASEM RUŞDl - Eladige kadimen ve hadisen Kahire 1946
RASEM RUŞDl - Serkeşi yetehaddes an kavmini Kahire 1947
RASEM RUŞDİ - Masr veşşerakise Kahire 1948 RASEM RUŞDÎ - Çan (roman) milli Kahire 1949 SEMGUĞ, Emin - Eşşerakise fi hurubihim
Homs 1948



KAFKAS MUHACİRLERİNİN AVRUPA'DAKİ NEŞRİYATI

BİZİM DİLEK - Türkçe - Rusça dergi Varszava 1936-37
CAUCASIAN REVIEW - İngilizce dergi Münih 1955-58
ÇAĞIRIŞ - Türkçe - Rusça Dergi Varşova 1938
GELECEK - Türkçe - Rusça Dergi » 1936
HÜRRİYET YOLU - Türkçe - Rusça Dergi Varşova 1934
İLERİ - Türkçe - Rusça Dergi Varşova 1937
KAFKASYA - Ali Kantemir Türkçe (Birleşik Kafkasya) Münih 1951-53
KAFKAS ALMANAĞI - Türkçe F. Daryal Dergi İstanbul 1936
KAF DAĞI - Türkçe F. Daryal Dergi İstanbul 1951-53
KAFKAS DAĞLARI - Türkçe - Rusça Dergi Varşova 1933
MİLLET BAYRAĞI - Türkçe - Rusça Dergi Varşova 1935
MİLLİ FİKİR - Türkçe • Rusça Dergi Varşova 1937
PROMETHEE - Fransızca Dergi Paris 1927
SAVAŞ - Türkçe - Rusça Dergi Varşova 1936
ŞİMALİ KAFKASYA - Türkçe - Rusça Dergi Varşova 1934


Tarihi Günler

1 Mart 1811
Kavalali Mehmet Ali paşanın Mısırda kaleye yemeğe davet ettiği Çerkeş beylerini imhası.

4 Mart 1936
Mısır Çerkes kardeşlik cemiyeti reisi Abdülhamit Khuştoka'nın vefatı.

6 Mart 1920
Edip Ömer Seyfettin'in ölümü.

17 Mart 1921
Birinci Dünya Harbinde Şimali Kafkas'a giden Osmanlı Ordusunda fırka kumandam bulunan Albay Süleyman İzzet Tsey'in ölümü.

24 Mart 1922
Profesör Aziz Meker'in ölümü.

4 Nisan 1922
Tarihçi General Yusuf İzzet Met Çunatuka'nın vefatı.

13 Nisan 1794
Şeyh Mansur'un ölümü.

18 Nisan 1931
Müşir Fuat Thuga ölümü.

24 Nisan 1852
Hacı Murad'ın ölümü.
.
.
.
.

WWW.CERKES.NET

.
.
.
.



KAFKASYA’NIN COĞRAFÎ KONUMU VE STRATEJİK ÖNEMİ
Dr. Ufuk Tavkul

Karadeniz ile Hazar denizi arasında Doğu-Batı paralelinde uzanan ve yüksekliği orta kısımlarında beş bin metreyi aşan sıradağlar günümüzde Kafkaslar adıyla tanınmaktadır. Ortaçağ İslam gezginlerinin seyahatnamelerinde ve çeşitli eski Türk kaynaklarında Kafkasya yada Kafkaslar adına rastlanmaz.

Kafkasya adının bir bölge adı olarak kullanılması 19. yüzyıl başlarına rastlar. Rus Çarı I. Petro döneminde Petersburg’da kurulan İmparatorluk Bilimler Akademisinin bilim adamları Kafkasya adını ilk defa kullanmışlardır. Kafkasya adına ancak 1856 yılından itibaren Türk kaynaklarında rastlanır (Kırzıoğlu 1993: xvıı).

Bugün siyasî, coğrafî, etnik yada kültürel sınırlar açısından ele alındığında, karşımıza birbirinden farklı sınırlara sahip bir kaç Kafkasya tanımı çıkmaktadır. Coğrafyacılar Kafkasya’yı Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye bölmüşler, bölgenin tarihî, etnik, sosyolojik yapısını derinlemesine bilmeyen siyaset bilimcileri de bu bölünmeyi kabul ederek Kuzey Kafkasya-Güney Kafkasya isimlerini literatüre sokmuşlardır. Bu tarife göre Kuzey Kafkasya denildiğinde, bugün Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan sözde özerk Adige, Karaçay-Çerkesya, Kabardey-Balkarya, Kuzey Osetya, Çeçenistan, İnguşetya ve Dağıstan Cumhuriyetleri akla gelmektedir. Yine bu tarife göre, Güney Kafkasya ise Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan Cumhuriyetleri ile Abhazya, Acara, Dağlık Karabağ, Nahçivan Özerk Cumhuriyetleri ve Güney Osetya bölgesinden oluşmaktadır.

Ancak masa başında uydurulmuş olan Kuzey Kafkasya-Güney Kafkasya isimleri o bölgenin tarihî, etnik, sosyolojik ve kültürel gerçeklerine uymamaktadır. Bilimsel açıdan gerçekte tek bir Kafkasya vardır, o da bugün pek çok çevre tarafından Kuzey Kafkasya olarak adlandırılan bölgedir. Fakat bu sınırlandırma da eksik kalmaktadır, çünkü bugün siyasî açıdan Gürcistana bağlı olan Abhazya ve Güney Osetya da etnik ve kültürel açıdan Kafkasya'nın bir parçasıdır ve tarih itibariyle de Kafkasya’ya dahildir. Güney Kafkasya tabiri ise tamamen uydurmadır. Bu bölgenin literatürdeki asıl adı “Kafkas Ötesidir”. Rusların bu bölgeye verdikleri “Zakavkaz”, İngilizlerin verdikleri “Transcaucasus”, Osmanlı ve Arapların verdikleri “Mavera-i Kafkasya” adları Güney Kafkasya değil, Kafkas Ötesi anlamındadır (Tavkul 1997: 11).

Dolayısıyla Kafkasya “Kafkas Halkları” adı verilen Adige, Abhaz-Abazin, Kabardey, Karaçay-Malkar, Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstan halklarının yaşadığı etnik ve kültürel coğrafyanın adıdır. Kafkas halkları yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada benzer tarihî, etnik ve sosyo-kültürel şartlar altında birbirlerinden etkilenmişler ve birbirleriyle karışarak akraba topluluklar haline gelirken ortak bir Kafkas kültürü etrafında birleşmişlerdir. Bu bakımdan, Kafkasya halkları toplumsal yapı ve kültür açısından Kafkas Ötesi milletlerinden oldukça farklı özellikler taşımaktadırlar. Tarihî, etnik ve sosyo-kültürel sınırlar açısından ele aldığımızda bu bölgeyi Kuzey Kafkasya-Güney Kafkasya biçiminde değil, Kafkasya - Kafkas Ötesi biçiminde tanımlamak ve değerlendirmek doğru olacaktır.

Jeopolitik yönden Kafkasya’nın coğrafî konumu Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının arasına girmiş olan ve beş bin kilometre uzunluğunda bulunan Akdeniz-Ege denizi-Marmara ve Boğazlar-Karadeniz ve Azak denizi gibi birbirine bağlı iç denizlerin meydana getirdiği bir su koridorunun ucunda, aynı zamanda Hazar denizi vasıtasıyla da Orta Asya’ya bağlanmış bir konumdadır (Berkok 1958: 11).

Kafkasya’nın coğrafî konumu etnolojik oluşumlara ve gelişmelere, tarihin akışına çok etkili olmuştur. Tarih boyunca önemini her devirde koruyan Kafkasya jeostratejik önemini günümüzde de devam ettirmektedir.

Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapıları Kafkasya’yı tarih boyunca dışarıdan etkileyen çeşitli kavim ve medeniyetlerle yakından ilişkilidir. Kafkasya’ya kuzeyden gelen Kimmer ve İskit gibi proto-Türk kavimleri ile, Hun, Bulgar, Alan, Hazar, Kıpçak gibi Türk kavimleri, Karadeniz yoluyla batıdan gelen eski Yunan, Roma, Bizans, Ceneviz ticaret kolonileri, Anadolu ve Ön Asya’dan gelen çeşitli medeniyetler Kafkas halklarının kültürleri ile birleşerek günümüzdeki Kafkas etnik ve toplumsal yapısını şekillendirmişler, Kafkas Kültürünün meydana gelmesinde önemli rol oynamışlardır (Tavkul 1997a: 140).

Coğrafî faktörler Kafkasya’daki toplumsal oluşumları bir dereceye kadar etkilemiş ve sarp dağlar, derin vadiler ve geniş düzlüklerle bölünmüş geniş bir coğrafî sahada birbirlerinden farklı pek çok etnik grup ortaya çıkmıştır. Farklı diller konuşan bu etnik gruplar arasındaki ayrılık coğrafî şartların da etkisiyle gittikçe daha belirgin bir hal almış ve Kafkasya’da çeşitli dil ve lehçe grupları etrafında birleşmiş bir çok etnik grup yada halk meydana gelmiştir. Sosyal, siyasî, ekonomik sebeplere dayalı toplumsal hareketlilik Kafkasya halkları arasında etnik yönden bir karışıma yol açarken kültürlerin de birbirine karışmasına ve zamanla birbirine benzer sosyo-kültürel yapıların oluşmasına sebep olmuştur.

Neticede Karadeniz'den Hazar denizine kadar Kafkasya’daki farklı ırklar ve etnik gruplar birbirleriyle kaynaşırken, ortak hayat felsefesi, benzer adet ve gelenekler, ortak tarih ve bağımsızlık şuuru, ortak giyim-kuşam ve folklordan oluşan “Kafkas Kültürü” etrafında birleşmişlerdir (Tavkul 1997 a: 167).

Abhaz, Adige, Karaçay-Malkar, Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstan halklarının etnik ve toplumsal yapılarının analizini yapmadan, Kafkasya’nın sosyolojik gerçeklerini idrak etmeden, Kafkas Halklarını tanımak, aralarındaki etnik çatışmaların sebebini anlamak ve Kafkasya konusunda politikalar üretmek imkansızdır.

Rusya Federasyonunun güney kısmında yer alan Kafkasya coğrafî açıdan bir Avrupa ülkesidir. Kafkas sıradağları Kafkasya’yı Kafkas Ötesi’nden ayırırken, Avrupa sınırının da güneydoğu bölümünü oluşturmaktadır.

Karadenizden Hazar denizine doğru Kafkasya’da yer alan cumhuriyetlerin etnik ve demografik yapılarını şöyle sıralayabiliriz:

Adige Cumhuriyeti

7600 km2lik bir sahayı işgal eden Adige Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop şehridir. Cumhuriyet nüfusunun % 70’ini Ruslar, % 23’ünü Adigeler meydana getirir. Adigelerin 1989 yılındaki nüfusları 124 bin kişidir.

Karaçay-Çerkesya Cumhuriyeti

14100 km2lik bir bölgeyi kaplayan Karaçay-Çerkesya Cumhuriyeti’nin başkenti Çerkessk şehridir. Cumhuriyet sınırları içinde Karaçaylılar, Kabardeyler, Besleneyler, Abazalar, Nogaylar, Ruslar, Osetler ve Ukrayna Kazakları yaşamaktadırlar.

Bölge nüfusunun % 40’ını Ruslar ve Kazaklar, % 35’ini Karaçaylılar, %10’unu Kabardey ve Besleneyler, % 6’sını Abazalar, % 3’ünü Nogaylar oluşturmaktadır. 1989 nüfus sayımına göre Karaçaylılar 156 bin, Kabardey ve Besleneyler 50 bin, Abazalar 33 bin kişidir.

Kabardey-Balkarya Cumhuriyeti

12470 km2 bir sahada yer alan Cumhuriyetin başkenti Nalçik şehridir. Cumhuriyet nüfusunun % 45’ini Kabardeyler, % 37’sini Ruslar, %10’unu Malkarlılar oluşturmaktadır. 1989 nüfus sayımına göre Kabardeyler 394 bin, Malkarlılar 88 bin kişidir.

Kuzey Osetya Cumhuriyeti

Alanya adını alan cumhuriyetin yüzölçümü 8000 km2’dir. Başkenti Vladikavkaz şehri olan cumhuriyetin nüfusunun % 48’si Oset, % 39’u Rus, % 13’ü Kumuk, İnguş ve Gürcülerden oluşmaktadır. Osetlerin 1989 nüfusu 600 bin kişidir.

Çeçen Cumhuriyeti

İçkerya adını alan Cumhuriyetin başkenti Grozni (Coharkala) şehridir. Yaklaşık 13 bin km2’lik yüzölçümü olan cumhuriyetin nüfus yapısı Çeçen-Rus savaşı sebebiyle tam olarak tespit edilememiştir. Çeçenlerin 1992 yılı nüfusları 1 milyon kişidir.

İnguş Cumhuriyeti

Başkenti Nasran şehri olan Cumhuriyet 6 bin km2’lik bir bölgeyi kaplamaktadır. 1989 yılı nüfus sayımına göre İnguşlar 237 bin kişidir.

Dağıstan Cumhuriyeti

Başkenti Mahaçkala olan Dağıstan’da pek çok etnik grup bir arada yaşamaktadır. 1989 yılı nüfus sayımına göre Dağıstan halklarından Avarlar 604 bin, Lezgiler 466 bin, Dargılar 365 bin, Kumuklar 282 bin, Laklar 118 bin, Tabasaranlar 98 bin, Rutullar 20 bin, Tsahurlar 20 bin, Agullar 19 bin kişidir.


Kafkasya halklarının nüfusları ile ilgili bilgilerimiz 1989 yılında Sovyet döneminde yapılan resmi nüfus sayımı sonuçlarına dayanmaktadır. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan Kafkasya halklarının son nüfusları ile ilgili kesin bilgiler mevcut değildir. 1979 ve1989 yıllarına ait nüfus sayımı bilgilerinden yola çıkarak Kafkasya halklarının on yıllık süre içindeki nüfus artış oranlarını hesaplamak mümkündür. Buradan elde edilecek veriler Kafkasya halklarının 1999 yılı tahmini nüfuslarını elde etmemize yardımcı olacaktır. Aşağıdaki tablo Kafkasya halklarının 1979-1989 nüfuslarını ve on yıllık nüfus artış oranlarından yola çıkılarak hesaplanan 1999 yılı tahmini nüfuslarını vermektedir.

KAFKASYA HALKLARININ NÜFUSLARI



Bugün Rusya Federasyonunda yer alan Kafkasyalı milletlerin toplam nüfusu altı milyonu, sahip oldukları toprakların yüzölçümü 300 bin km2’yi bulmaktadır.


Kafkasya’nın Jeopolitik Ve Stratejik Önemi

Kafkasya Rusya için Avrupa ile Orta Asya arasında bir geçiş köprüsü olmasının yanı sıra, Karadeniz ve Hazar denizine kıyısının olması sebebiyle Rusya’nın Karadeniz – Boğazlar - Akdeniz yolu ile Süveyş Kanalına inebilmesine imkân sağlaması yönünden de, Rusya’nın stratejik menfaatleri açısından son derece önemli bir jeopolitik bölgedir.

Kafkasların dağlık coğrafî yapısı bölgede çok az alternatif yolun ve ulaşım ağının bulunmasına imkân sağlamaktadır. Kafkas sıradağları Kafkasya ile Kafkas Ötesini, dolayısıyla Rusya Federasyonu ile Gürcistan ve Azerbaycan’ı birbirinden ayırırken, birbiriyle ilişkili bölgeler arasında direkt ulaşıma imkân vermemektedir. Örneğin birbirine komşu olan Gürcistan’a bağlı Abhazya Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkesya Cumhuriyeti arasında doğrudan ulaşımı sağlayacak bir karayolu bulunmamaktadır. Kafkasya’dan Kafkas Ötesine sıradağların üzerinden aşarak geçebilen iki karayolundan biri Kuzey Osetya’dan Güney Osetya’ya ulaşımı sağlayan Daryal geçididir. Bu yol Rusya Federasyonu’ndan Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e ulaşımı sağlamaktadır. Dağıstan’dan Azerbaycan’a ulaşımı sağlayan Derbend geçidi ile de Rusya ve Kafkasya’dan Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye ulaşmak mümkündür.

Bu durumda Rusya açısından Kafkasya’da deniz taşımacılığının stratejik önemi artmakta ve Karadeniz sahilindeki Abhazya ile Hazar denizi kıyısındaki Dağıstan önem kazanmaktadır.


Rusya’nın hâlihazırda Karadeniz kıyısında küçük bir çıkış noktasının bulunması sebebiyle, Kafkasya’da etnik Rus nüfusunun çoğunlukta olduğu Krasnodar, Rostov ve Stavropol bölgelerinde istikrarlı yapının korunması Rusya’nın menfaatleri açısından önem taşımaktadır. Kafkaslarda meydana gelebilecek büyük bir etnik çatışma ve savaş hâlinde Rusya’nın Karadeniz’e çıkış noktasını kaybetmesi durumunda, Karadeniz – Boğazlar – Akdeniz - Süveyş kanalı yolu ile sıcak denizlere çıkma imkânı ortadan kalkacak ve Rusya dünya pazarlarına ürün ihracında büyük zararlara ve kayıplara uğrayacaktır. Karadeniz ve Kafkasların özel jeostratejik konumu sebebiyle Rusya’nın Kafkasya’yı ve dolayısıyla Karadeniz’e çıkış noktasını elinde bulundurması ona büyük kolaylık ve imkân yaratmaktadır.

Karadeniz’den Hint okyanusuna ulaşmak, Rusya’nın kuzeybatısındaki St. Petersburg limanlarından ulaşmaktan 6 bin kilometre, Uzakdoğu’daki Nahodka limanından ise 8 bin kilometre daha yakındır. Rusya’nın Karadeniz’de, Kafkasya kıyılarında Novorossisk ve Tuapse olmak üzere iki limanı mevcuttur. Her iki limanda da petrol tesisleri yer almaktadır. Eski Sovyetler Birliği döneminin en önemli üç limanından biri olan Novorossisk limanı Tsemesskaya Körfezinde yer almaktadır ve 21-27 metre arasındaki derinliği ile Ukrayna’nın Odessa limanından ya da sığ Baltık limanlarından daha derindir. Daha da önemlisi Novorossisk Bakü’den ve Kazakistan’dan gelen petrol boru hatlarının Karadeniz’e açılma noktasında yer almaktadır (Ruban 1997).


Rusya’nın Kafkasya’daki petrol rezervlerinin % 34’ü Stavropol bölgesinde, % 33’ü Çeçenistan ve İnguş Cumhuriyeti’nde, % 27’si Krasnodar bölgesinde, % 5’i Dağıstan’da ve % 1’i Kabardey-Balkarya Cumhuriyeti’nde yer almaktadır.


Petrol ve doğalgaz rezervleri açısından Kafkasya Rusya için çok fazla önem taşımasa da, Hazar petrollerinin batıya ulaştırılmasında düşünülen muhtemel boru hatlarının üzerinde yer alması sebebiyle Kafkasya Rusya için paha biçilmez değerdedir. Bölgede aynı zamanda petrol rafinerilerinin ve petrokimya tesislerinin yer alması Rusya için stratejik ve ekonomik önem taşımaktadır.

ABZEH SÜLALE SEMBOL ARMA

ABZEH SÜLALE SEMBOL ARMA

1-2. Абид (Abide) 3-7. Анчок (Anchoque) 8. Аншук (Anshuque) 9-10. Аутлев (Aulh or Aul' or Autl) 11. Ашумуков (Ashumuque or Amshuque) 12. Багов (Bag or Bagh) 13. Баджев (Badje) 14-15. Бахуко (Bahuque) 16-19. Берсыр (Bersir) 20-22. Берзег (Berzeg) 23 Бересби (Beresbiy) 24-25 Бешуко (Beshuque) 26 Бзаб (Bzab) 27-29 Богадыр (Bogadir) 30-31 Болат (Bolat) 32-34 Брант (Brante) 35-36 Даур (Daur) 34 Даш (Dash) 35 Джанкет (Djanket) 36 Енамук (Enamuk or Enamuque) 37 Едыдж (Edidj)



42 Едыдж (Edidj) 43 Казанч (Kazanch) 44 Карахуко (Karahuque) 45 Кинтар (Kintar) 46 Кона (Kona or Quene) 47-48 Куаш (Kuash or Quash) 49 Куваев (Kuvay or Kuve) 50 Кулко (Kulque) 51 Леш (Lesh) 52-53 Мамхег (Mamheg) 54 Махош (Mahosh) 55-58 Меретук (Meretuk or Meretuque) 59 Мешниба (Meshniba) 60 Наже (Naje) 61 Намдархан (Namdarhan) 62 Натырба (Natirba) 63 Ожев (Oje) 64-65 Сидок (Sidok or Sidoque) 66 Сиюх (Siyuh) 67 Татрук (Tatruk or Tatruque) 68 Тасуа (Tasua) 69 Тлепцерух (Lhepceruh) 70-73 Туг (Tug) 74 Тхагапсо (Thagapso) 75 Хажуко (Hajuque) 76 Хазухо (Hazuho) 77-78 Хакурина (Hakurina) 79 Хапышт (Hapisht) 80-83 Хатко (Hatko or Hatque) 84 Хагемыз (Hagemiz) 85 Хырцыж (Hircij) 86 Хож (Hoj) 87 Хуаж (Huaj) 88-89 Хут (Hute) 90 Цей (Tsey) 91 Чемок (Chemok or Chemoque) 92 Чеуч (Cheuch) 93 Чксей (Chksey) 94-96 Шоген (Shogen) 97-102 - ? 103 Ешугоев (Esuguey)



Abzex abzeh abzah

29 Ekim 2009 Perşembe

BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ

http://www.cerkes.net/


Göç mü, yoksa sürgün mü? Fethi GüngörGöç [ing. Migration]: Birey ve grupların ekonomik, sosyal, kültürel vb. nedenlerden dolayı bir yerden başka bir yere gitmeleridir. (Kızılçelik-Erjem, 1994: 185)Coğrafya başta olmak üzere, iktisat, sosyal psikoloji ve sosyoloji gibi göç olgusunu inceleyen disiplinler arasında konuya en geniş açıdan bakan bilim dalı sosyolojidir. ''Çünkü sosyolojik tahliller coğrafi değişmelerden ziyade sosyolojik boyut ve çerçevedeki değişmeleri dikkate alır. Örneğin, göçün ortaya çıkaracağı sosyal hareketlilik, göç sebepleri, uyum, göçe neden olan kararların oluşumu, göç sürecindeki ayıklama safhaları ve sonuçları ile göç edilen ülke ve göçe kaynak olan ülke halkları üzerindeki etkileri sosyolojinin ilgi alanı kapsamındadır." (Gezgin, 1994: 14)Göç türleri incelenirken ele alınan ‘mesafe’ kavramı genellikle kıta içi ve kıtalararası göçlerle ilgilidir. Bir ülkenin milli sınırları içerisindeki nüfus hareketlerine iç göç, nüfusun ülke sınırları dışına yönelik yer değiştirmesine ise dış göç denir. Mahiyetleri itibariyle bu tür göçlerde fiziksel mesafe kavramının hiç bir önemi yoktur (Gezgin, 22).Mecburi göçlerde (tehcir), göç kararı göç edenin iradesini dikkate almamaktadır. Zorunlu iskân politikaları yahut bir savaş veya doğal afet nedeniyle ortaya çıkan göçler mecburi göçlerdir. ''Göç edenin iradesine dayalı olmayan yer değiştirmeleri klasik anlamıyla göç saymama eğilimi de mevcuttur. Bu eğilimin nedeni ‘sürgün’ kavramının göç kavramından ayrı bir kriterle incelemeye tabi tutulması gereğine dikkat çekmek olmalıdır''. (Uysal, 1996: 141) Yukarıdaki tanımlardan açıkça anlaşılacağı üzere, Çerkeslerin Kafkasya'dan Anadolu'ya gelişi bir sürgün olup, bu kütlesel nüfus hareketinin göç olarak isimlendirilmesi doğru değildir.Çerkeslerin sürülme sebebiEkonomik, dini, siyasi ve kültürel sebepler yanında tarih boyunca en çok karşılaşılan sürgün sebebi savaşlar olmuştur. Kafkasya'dan Anadolu'ya kitleler halinde akan nüfus hareketinin de-siyasi ve dini boyutu da olmakla beraber en mühim sebebi iki asır devam eden Rus savaşlarının Çerkesler aleyhine mağlubiyetle sonuçlanmasıdır.Sürgün güzergahı1859-1864 yıllarında yurtlarından sürülen Çerkesler deniz yoluyla, Kafkasya'da, Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum vd. limanlardan bindirilip Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indiriliyordu. 1865-1866 sürgünü ile Osmanlı-Rus harbinden sonraki 1878 tehciri kara yoluyla gerçekleştirildi. Doğu yolundan genellikle Çeçen, Dağıstan, Asetin, Kabardey muhacirleri göçürülmüştür. Daha sonraki tehcir de kara yoluyla yapılmıştır (Berzec, 1986: 114).Sürgün yolunda çekilen çileler Yolda telef olanların feci durumları Trabzon'daki Rus konsolosunun, tehcir işlerini idare etmekte olan General Katraçef'e yazdığı raporda şöyle anlatılır: ''Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70.000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım." İşte bu suretle peş peşe sürüp gelen felaketlerin ve musibetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman ve faziletkar milletin bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima tehlikeye maruz bulunan ve daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere iskân edilmiştir (Berkok, 1958: 529).Çarın Kafkasya naibi olarak atadığı kardeşi Grandük Mişel, 1864 Ağustosunda Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti: ''Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir:" (Berkok, 526).işte bu yüzden, esaret ve tabiiyeti en büyük şerefsizlik addeden Çerkesler, güzel vatanlarını terk etmeye mecbur kalmışlardır. Meşhur Rus şair Lermontof bu hakikati bir şiirinde şöyle dile getirir: ''Bu insanlar yurtlarını ve babalarının mezarlarını neden terk ediyorlar? Düşman kuvvetinin zoru ile mi? Hayır! Düşman kuvvetlerinin beraberinde getirdiği esaret zincirinin korkusuyla!" (Berkok, 524).Rus yönetimi, bölgenin yerli nüfustan arındırılarak boşaltılması hususunda zecri (zorlayıcı) tedbirler alma yanında bir takım kolaylıklar da sağlıyordu. Rus ordusundan ayrılıp gelen ve Osmanlı ordusunda görev alan General Musa Kunduk(ov) Paşa bakınız ne itiraflarda bulunuyor:''Çeçen reisleri uzun münakaşalardan sonra göçü kabul edip nasıl gerçekleşeceğini sordular. Ben de Gürcistan üzerinden kara yoluyla gideceğimizi ve Rus ordusunun da her türlü kolaylığı ve yardımı yapacağını söyledim... Rus Generali Loris'e gidip 50 bin dönüm kadar olan arazime mukabil 45 bin altın ruble istedim. Derhal ödedi. Fakir muhacirlere sarf etmek üzere ayrıca 10 bin altın ruble daha istedim. Bunu az bularak 20 bin ödedi... Bu şekilde 25 Mayıs 1865'te, aralarında ailem ve akrabalarımın da bulunduğu 3 bin Çeçen aile ile birlikte göç ettik. Geride kalanların tehciri görevini Çeçen mıntıkası naibi reis Sa'dullah'a tevdi etmiştik." (Kundukov, 1978: 67-70).Modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olan Çerkes sürgünü (Henze, 1986: 247) esnasında deniz gibi kan akıtıldı. Gemiye binmek için aç bîilaç kıyıda yağmur çamur içinde, ölüm iniltileriyle bekleşenler, yanaşan gemiye üşüşüp taşıma kapasitesinin çok üzerinde biniyorlardı. Gemiler de daha fazla para alabilmek için çok yolcu alıyor, bu yüzden fazla yol almadan batan gemilere sık rastlanıyordu. 1864 Mayısında, Trabzon'daki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin kişi açlık ve hastalıktan kırıldı. Gemilerde hastalık alameti gösteren olursa derhal denize atılırdı...1858-1865 yıllarında 493.124 insanın gittiği Trabzon'da bir tek adamın 3050 cariye birden aldığı oluyordu...' (Avksentev, 1984: 61-62).Üç milyon Kafkas insanını zorla yurdundan süren Rusya, bu mazlum ve mehcur (kendi kaderiyle baş başa bırakılmış, unutulmuş) millet üzerindeki siyasi emellerine son vermiş değildi.Rus Hükümeti adına General Fadol, Musa Kunduk ile Gazi Muhammed'e şu teklifi sunmuştu: 'Afganistan hududunda Çerkeslerden müteşekkil bir devlet kurmak, Osmanlı Devleti'ndeki tüm Çerkesleri oraya göçürmek, kurulacak devletin Rusya'ya bağlı kalması şartıyla bütün masraflarının Rusya tarafından ödeneceğini garanti etmek.' Her ikisi de bu teklifi reddetmişti. Rusya bu proje ile Afganistan'ı işgal etmekte olan İngilizleri bertaraf etmeyi düşünüyordu. (Kundukov, 12) Göçürülen Çerkeslerin karşılaştığı dayanılmaz zorluklara şahit olan bazı Ruslar bile vicdan azabı duyuyordu. Musa Kunduk Paşanın hatıratına bir göz atalım:"... insanların perişanlığını hayretler içinde temaşa ettiğimi gören istasyon yetkilisi koşarak yanıma geldi ve gözleri yaşla dolarak dedi ki; 'Ekselans, dünyada bu acıklı manzarayı seyredip de kalbi burkulmayacak insan var mıdır? Allah'tan korkmak lazım. Bu topraklar onların yerleridir. Ne hakla onları bir bilinmezin içine sürüyoruz? Nereye gittiklerini sorduğumda, Osmanlı Devleti'ne diyorlar. Ama nasıl ve ne zaman? Onları neler bekliyor, belli değil. Bu konularda hiç bir bilgileri yok.' (Kundukov, 62-63).Tehcir sürecinde geri dönme eğilimi21 Mayıs 1864'te dört asırlık Rus -Kafkas savaşının batı kesimde de mağlubiyetle sonuçlanmasıyla başlayan büyük tehcir süreci uzun sürmemiştir. Osmanlı Devleti'nden dönüp gelen bazı insanların anlattıkları, Paç'e Beçmırza'nın şiirleri, açlık, hastalık ve ölüm haberleri getiren gözyaşı ve hasret dolu akraba mektupları özellikle Kabardey'den göçün devam etmesini engellemiştir. (Berzec, 134 )Hüseyin Paşa Osmanlı Devleti'nin göçe hazırlıklı olmadığını, bu konuda Çerkesler için hiç bir şey hazırlanmadığını, bu muhacirlerden ilk büyük grubun durumunun ağıt yakılacak derecede perişan olduğunu belirterek ‘önemle rica ediyorum, tehcir meselesinde acele etmeyelim’ demişti.Tehcir büyük bir hızla devam ederken, bir taraftan da geri dönme eğilimleri baş göstermişti. Türkiye'deki Rus Elçisi İgnatiev'in 21.02.1872 tarihinde Rus Dışişleri Bakanı'na yazdığı gizli bir yazıda, Türkiye'ye göçürülmüş 8500 Çerkes ailenin katlandıkları dayanılması zor-şartlardan şikayetle Kafkasya'ya geri dönmek istedikleri bildirilmiştir. (Berzec, 198)İskan edildikleri yerlere uyum sağlayamayıp geri dönmeye yeltenen muhacirlerin sayısı o kadar artmıştı ki, Osmanlı hükümeti tedbir alma ihtiyacı hissetmişti. 18 Kanun-ı sani 1789 tarihli emirname ile Çerkeslerin kaçmasına fırsat verecek her hareketin engellenmesi emredilmiş, bu hususta yabancı deniz nakliyat şirketlerine de gemileriyle tek bir Çerkes dahi taşımamaları’ resmi yazıyla bildirilmiştir. (BOA, Hariciye Nezareti , 122/64 )Bandırma civarındaki Yeni Sığırcı köyüne iskân edilen 300 aileden 150'si, oradaki hayata uyum sağlayamayıp anavatana dönmüştür.1911'de Hac dönüşünde Şam valisi ile görüşen Canıko Bako; on bin Çerkes o1duklarını, kendilerine hicret etmek istediklerini söyler, vali de memnuniyetle kabul eder. Canıko, Mehmet Hanaşe ile birlikte bir heyet halinde gelip daha önce iskân edilen köyleri gezer, perişan hallerine şahit olur. Kendilerinin iskân edilmesi için belirlenen Kerk tepelerini gezerler. Bu kayalıkları beğenmeyip Ağustos 1911'de deniz yoluyla İstanbul üzerinden geri dönerler, hiç kimse de hicret etmez. (Berzec, 130)İstanbul'daki Çerkes Teavün Cemiyeti sekreteri hukukçu Tsağo Nuri 1913'te anavatana dönerek Kabardey bölgesinde değişik okullarda Çerkes Dili okutmaya başlamıştı. (Berzeg, 1995: 247)1991'de kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu'nun (KHK) fahri başkanı Musa Şenıbe anlatıyor: "Annem anlatırdı; Dedem yolda (karşıdan gelen gemidekilerden) Türk'e gidenlerin hastalıktan kırıldığını öğrenince yanındakilerle birlikte denizin ortasından dönüp geri gelmiş.'' (Şenıbe, 1996). Osmanlı Devleti'nin tehcir ve iskân politikasıOsmanlı Devleti'nin Kafkasya ile ilk temaslarını kurduğu 17. Asırdan itibaren ferdi göçler başlamıştı. Büyük göçten önce Osmanlı ordusunda görev almış yüzlerce subay ve bir kısmı vezirlik yapmış 300 paşa vardı. Osmanlı Devleti Kafkasya'yı hakimiyeti altına almak için bu üst düzey bürokratlardan yararlanmıştır. Musa Kunduk Paşa şöyle anlatır: "Sadrazam ile görüştükten sonra Berzec Hüseyin Paşanın yanına gittim. Wubıkh Ali Paşa da (Hafız Paşanın kardeşi) oradaydı. Bu iki zat Çerkes muhacirlerinin vaziyetini yakından takip ediyordu. Hüseyin Paşa Osmanlı Devleti'nin göçe hazırlıklı olmadığını, bu konuda Çerkesler için hiç bir şey hazırlanmadığını, bu muhacirlerden ilk büyük grubun durumunun ağıt yakılacak derecede perişan olduğunu belirterek 'önemle rica ediyorum, tehcir meselesinde acele etmeyelim' demişti.'' Hüseyin Berzec Paşa 1866'da idam edilmiştir (Berkok, 517)."Kuruluşundan beri iç problemlerini çözmede tehcir ve iskân metoduna sıkça başvuran Osmanlı Devleti, 9 Mayıs 1857'de tehcir kanununu çıkarmıştır. Bu arada Rus Çarıyla gizlice ittifak etmiştir... Göçenlerin mal, can ve hürriyetleri, sair tüm hakları sultanın garantisi altında idi. Her tür vergiden muaf olarak arazi verilmesi vaat edilmişti. Anadolu'ya yerleşenler 12 yıl askerlikten muaf tutulmuştu. 1860 yılında iskân-ı Muhacirin Komisyonu kuruldu. Bunda ekonomik ve politik çıkarlar gözetilmişti. Buradan anlaşılıyor ki Çerkeslerin göçürülmesi, Osmanlı Devleti'nce planlanmış, sonraları gelişen fiili durumdan çok daha önce programlanmış bir iştir.'' (Karpat'tan naklen Berzec, 47)Nefy ve iskân, yönetim politikalarından en barizleri olan Osmanlı Devleti (Barkan, 1949-50: 524 vd.) bu tehcir ile yüz yüze kalmış olduğu bir çok problemini halletmeyi de düşünmüştü. (Berzec, 120)Rusya'nın iskâna müdahalesiBinlerce yıllık öz yurdundan zulüm ve kanla sürdüğü milyonlarca insanı gittiği yerde de rahat bırakmayan Rusya, onların nerelerde iskân edileceğine de müdahale etmiştir. Rusya'nın 2 Mart 1878'de Osmanlı Devleti ile imzaladığı anlaşmada, Rus hududuna yakın yerlerde iskân edilen Çerkeslerin iç bölgelere götürülmesi hususu üzerinde durulmuştur (Berzec, 126). Nitekim öyle de yapılmış, 150.000 Çerkes bu sefer de Rumeli'den Anadolu'ya göçürülmüştür.Sürülen Çerkes sayısıBüyük tehcirle ilgili resmi istatistik bilgilerinin tamamına sahip değiliz. Ancak muttali olunabilen Rus, İngiliz, Fransız ve Osmanlı kayıtlarında 700 binden 2 milyona kadar değişen rakamlar mevcuttur. Osmanlıdaki nüfus hareketlerini inceleyen Obisni İrolitimo 1866'da muhacirlerin bir milyona ulaştığını belirtir (Nartların Sesi, 1980: 15).Ünlü tarihçi Kemal Karpat, 1859-1879 arasında göçürülen Kafkasyalıların, çoğu Çerkeslerden oluşmak üzere 2.000.000 civarında olduğunu, sağ salim Osmanlı Devleti'ne ulaşan muhacir sayısının ise 1.500.000 olduğunu belirtir (Karpat, 1995: 69). Kafkasya'nın hürriyet mücadelesi konusunda değerli bir eser yazmış olan Hızal da tehcirin 1.500.000 Kafkasyalının yurdundan sürülmesiyle sonuçlandığını belirtir (Hızal, 1961: 49).Ancak; Kafkasya'da yaşanan iç tehcirleri, Sibirya ve Orta Asya'ya sürülenleri, Balkanlardan Anadolu'ya, Bandırma civarından Güneydoğuya göçürülenleri, Yahudi -Arap savaşında Golan bölgesinin işgali üzerine Kunaytıra'dan sürülenleri de hesaba kattığımızda, kelimenin hakiki anlamıyla yurdundan sürülen Çerkes sayısı üç milyonu aşmaktadır.Çerkes Muhacereti (Diasporası)Çerkeslerin Kafkasya dışında en yoğun yaşadığı yerler, başta Türkiye olmak üzere, Suriye, Ürdün, Filistin, Mısır, Yugoslavya, bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika gibi çok farklı ülkelerden oluşmaktadır. Varna'da halen dört Çerkes köyü vardır ve özel kıyafetlerini ve dillerini muhafaza etmektedirler. Trablusgarp'a (Libya) bir defada 1000 aile gönderilmiş olduğu arşiv belgesi ile sabittir. Irak, Endonezya gibi hiç tahmin edilmeyecek ülkelerde dahi Çerkes varlığına rastlanmaktadır. Mısır'da üç asırdan fazla hüküm süren Çerkes Memlükleri ise: ayrı bir araştırma konusudur.Sürgünün açtığı derin yaralar"Tehcir operasyonu, binlerce yıllık Kafkas tarihinin en mühim hadisesidir. Bu olay Kafkasyalıların sosyal yapısını, ekonomisini ve politikasını menfi yönde etkilemiştir."(Berzec, 129)Aynı kanaati paylaşan ve 1864 büyük sürgününün Çerkes toplum yapısında son derece büyük tahribatlara yol açtığını belirten din bilgini Meretowkoe Nuh, Çerkes Tarihi adlı eserinde, gerek 1864'te, gerekse daha sonra devam ederek 1878, 1888, 1890 ve nihayet 1900 yıllarında Osmanlı Devleti'ne vuku bulan göç hareketlerini tenkit etmekte ve vatanın toplu şekilde boşaltılmasının meşru bir gerekçesi olmadığı görüşünü savunmaktadır (Mertuki, 1912: 34, 61).Büyük Çerkes sürgününün Adıge toplumunun sosyal yapısını derinden etkileyen sonuçlarından biri de, çok sayıda Adıge insanının köle ve cariye olarak satılması olmuştur ki bu olgunun yansımalarını, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai, Mizancı Murat gibi kendisi veya annesi Çerkes olan bir çok Osmanlı aydının eserlerinde açıkça görmek mümkündür. (bkz. Parlatır, 1987: 31 vd.) Kaynakça-Avkscntcv, A., İslam na Sevemom Kavkaza, Stavropol, 1984.-Barkan, Ö. L., 'Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler', İ.Ü.İ.F. Mecmuası, c. 11, s.l-4, İstanbul 1949-50, s.524 vd.-Berkok, İ., Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958. -Berzec, N., Tehcîru'ş -Şerâkise, (Arapçaya çev. İsamu'1 -Hasen), Amman, 1 986.-Berzeg, S. E., Kafkas Diyasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun 1995.-BOA, Hariciye Nezareti, c. 122, dosya no: 64. -Gezgin, M. F.,İşgücü Göçü ve Avusturya'daki Türk İşçileri, İ.U. Yayınları, İstanbul, 1 994. -Henze, P., 1986, s. 247'den nak. Edris Abzakh, ‘Circassian Home Page’, İntemet, (http.//www.geocities.com./CollegePark/234 1/). -Hızal, A. H., Kuzey Kafkasya Hürriyet ve İstiklâl Davası, Orkun Yayınları No: 4, Ankara 1961. -Karpat, K. H., Ottoman Population 1830-1914, Wisconsin, 1995.-Kızılçelik, S., Erjem, Y., Açıklamalı Sosyoloji Sözlüğü, Atilla Kitabevi, Ankara, 1994. -Kundukov, M., Anılar, çev. M. Yağan, İstanbul 1978.-Mertûkî, N., Nûru'l-Mekâbis fî Tevârîhi'l-Çerâkis, Kerimiyye Matbaası, Kazan, 1912.-Nartların Sesi Dergisi, Sayı. 16, Ankara, Şubat 1980,s.15.-Şenibe Musa ile Röportaj, Nalçik, 01.10.1996. -Parlatır, İ., Tanzimat Edebiyatında Kölelik, TTK Yayınları, Ankara, 1987 .-Uysal, H., İnsan ve Toplum Bilimleri Sözlüğü, Uysal Kitabevi, Konya, 1996.KAFKAS VAKFI BÜLTEN, OCAK 2002

24 Ekim 2009 Cumartesi

KAFKAS KIZLARINA İTHAFDIR

Unutma; Sen dağların çiçeği, sen Kafkas'ın gülüsün Sen zarafet timsali, cemiyetin süsüsün Sen soyumun namusu, her şeyisin, canısın Sen fazilet kaynağı bir milletin kızısın Evlendin. Yeni evinde kolay ve bal gibi bir hayat dilerim. Amaçsız çalışmak ve yılgınlık kolaydır. Arı gibi sistemli çalışmasını öğren. Genç sıcaklığın ve temiz yüreğinle evini ısıt ve aydınlat. Kızım, sen yabancı bir eve gittin. Her ocak kendi başına bir devlet gibidir. Orada her şey kendilerine göredir. Oradaki düzen ve kural onlarcadır. Kendi yasaları, kendi düzenleri vardır. Ancak gerçek şudur ki; oraya girdiğinde tüm kaprislerini dışarıda bırak ve onların sevdikleri alışkanlıklara saygılı ol. Oradaki körlere gözlüğünü tak, aralarında topal varsa değneklerini vermeyi unutma. Kızım sen, ataları bir zamanlar Kafkasya'nın Hazar sahillerinde yaşayan Albanların neslinden birinin evindesin. Orada tüm gözler senin üzerinde olacaktır. Sen benim özgürlük içinde büyüttüğüm varlığımsın. Onlar seni izleyerek benim değerimi biçecekler. Sen onları gerçek birer dost olarak gör, kocana bir asker gibi itaatkar ve gönülden bağlı bir eş ol. Ancak etrafına bakmayı unutma, gözleyenlerin az olmayacaktır. Kızım sen yabancı bir evdesin. Her ocak kendi başına bir devlet gibidir. Orada bir tek kural vardır, emirler onundur. O kural bizzat seçtiğin kocandır. Ona uysal davran, onun kusurlarını yumuşatmayı bil, hayat yolunda ona yüzünü buruşturma, her şeyin ek**sizini ve mükemmelini aramanın sonu olmadığını hatırla. Kızım sen kendilerine göre bir düzeni olan yabancı bir evdesin. Orada önce etrafına göz at, sabırlı ol ve nereye ayak basacağını iyi ayarla. Güneş gibi nurlu kelimeler vardır. Onları kullanmakta cömert davran. Şefkatli, güler yüzlü ve tatlı dilli ol. Pek sertçe kelimeleri düşünme, tartmadan kullanma. Sükutun altın olduğunu unutma. Elinde kalan miras ruhunla kültüründür. Bu öğütlerimi sakın unutma. Bunları kaybedersen işte sonun görünür. ALLAH seni bunları kaybetmekten korusun. AMİN

Abhazya hakkında bir mektup

BİSMİLLAH.selamın aleyküm sevgili kardeşlerimiz.abhazya ile ilgili yazınızı okudum ve dikkate alıp okurmusunuz bilmem ama yinede bişeyler yazmak isterim.inanamadığım şey şu.haçlı ordusu olan ve bizim din kardeşlerimiz olan acara bölgesinde insanları hatta köy köy toplayıp,derelere kafalarını sokarak zorla dinlerini değiştirten, ve en önemlisi abhazya'dan çeçenlere silah gidiyor diye rusyayı kışkırtıp acımasızca ambago koydurup abhazya yı tam 14 sene açlığa mahkum eden ve ezanların yasaklandığı bir gürcistan için gerçek dost demeniz bizi çok şaşırttı.önce şunu belirteyimki türkiyeden savaşa giden tüm abhazlar şehit basayev in safında silah tuttular. O ve adamları o kadar sevildiki çocuklar şamil adını almaya başladı.sandığınızın aksine ne türkiyeden nede başka bir ülkeden abhazya ya en ufak bir yardım(İHH dışında)kesinlikle yoktur.şamil e sorulmuştu:siz abhazyaya savaşa koştunuz,ama ordan bir yardım gelmiyor. oda şöyle demişti:onlar bizim kardeşimiz.şu an yine savaş olsun yarımız oraya gideriz. tabiki biz türkiyede yaşayanlar olarak ruslara yanaşmayı uygun bulmuyoruz.Abhaz bir bakan burdaki abhazlara şöyle dedi: biz sizin burda olmanıza sebep olan o rusları bile oturtup bişeylere zorlamaya başladık. Siz neden burda yeterince çabalamıyosunuz. siz abhazya ruslara bayılıyomu sanıyosunuz. orda ruslara nasıl hitap edildiğini ve onlara yememiz haram olan hayvan adıyla hitap edildiğini biliyomusunuz. eğer çok sevselerdi iki seçimdede rusların desteklediği aday,sırf ruslar destekledi diye oy alamadı. abhazya bu savaşlara acemi değil.büyük sürgünden buyana saymassak 30 yıl geçmemiştir ki abhazya özgürlük için savaşmış olmasın. Ayrıca burdaki abhazların tamamına yakını(bi kısım rusçu hariç.ki oda kadirovcu çeçenlerin binde biridir.)çeçenleri ama sitelerinde dergilerinde toplantılarında,hazırladıkları videolarla,özel gecelerle,maddi veya manevi en azından açık destek verirler.diğer kafkasyalılara göre çeçenlerikendilerine en yakın halk olarak hissederler.! aksine hiç bir çeçen sitesinde, dergisinde abhazlar hakkında ne haber nede yazı çıkar. Ama herkes bunu söylemeye utanır.ama inanın sizin gibi milyonlarla ifade edecek insanımız olsaydı tarihte olduğu gibi yine ruslarla savaşırdık.abhazların en ufak kötü ünü olmamıştır kafkas halklarına.bundan sonrada olmaz.bizde türkiye de ruslara yanaşmayı hazmedemiyoruz.ama peygamberimizde siyaseten kafirlerle anlaşma yapmış.bu anlaşmaları bilirsiniz.uzatmak istemiyorum.yinede şunu bilin tarihe bir göz atarsanız tıpkı ruslar gibi her fırsatta kafkasyayı arkadan vuran gürcistan asla güvenilmez ülkedir.sadece sizden korkup daha doğrusu rusyaya ve abhazyaya karşı koz olarak tutmak istiyor.şunu unutmayın o suçladığınız ülke ve halkının %80 i çeçenleri ve bağımsızlığı destekler.abhazyada defalarca yapılan ve 10 bin kişilik çeçenistana destek mitinglerini hatırlatmak isterim.ALLAH ABHAZYA YI VE ÇEÇENİSTANI ÖZGÜR VE MUTLU KILSIN.AMİN

DEĞERLİ DOSTLAR LÜTFEN OKUYUN

Değerli Dostlar,80'li Yılların ikinci yarısının henüz başında, Yıllık iş bağlantılarımızla ilgili anlaşmaları yapmak üzere, otomobille Avrupa seyahatı yaparken, değerli Abaza dostum ile yol boyunca SSCB'deki gelişmelerin Kafkasya'ya ve Türkiye'ye yansımalarını, doğabilecek fırsatları ve toplumumuzun muhtemel gelişmelere hazır olup olmadığını tartışıyorduk.Eski Yugoslavya'dan, Avusturya'ya geçmek üzere idik, birden duyduğum bir cümle ile çılgına dönmüş ve gayriihtiyari benden beklenmeyen, çok sert bir tepki vermiştim.Arkadaşım Asimilasyonu önleme çabalarını anlatırken; "Ben çocuklarıma önce Türk sora Abaza olduğunuzu unutmayın diyorum" demişti.Biraz sakinleştikten sonra, niye kızdığımı uzun uzun anlatmış, Arkadaşımı hem ikna etmiş hem de gönlünü almıştım. Sonraki yıllarda Arkadaşımda başlayan araştırma ve doğruları öğrenme merakı ve çalışmalarında bu olayın etkisini hep düşündüm.Sayın Ruhat Mengi'nin yazıları ile ilgili bir yorum yapmak istemiyorum.Beni rahatsız eden yazılara yapılan Çerkes yorumları;Hemen hepsi, önce Çerkes, sonra Türk olduğunu yazmış;İnsan önce insandır, sonra da insandır. Buraya kadar tamam, anlaşılmayan, anlaşılması mümkün olmayan ise, bir insan'ın kendisine hem Çerkes aynı zaman da Türk demesi.Türk; Orta Asya steplerinde kültürel gelişimini tamamlamış medeniyetler, devletler oluşturmuş, kuraklık sebebiyle Çoğunlukla batıya olmak üzere yer yüzünün muhtelif coğrafyalarına dağılmış, bazı gurupları hala orta Asyada yerleşik, bir "etnik gurubun" Dünyada ki tanındığı ismidir.Çerkes ise Kültürel gelişimini Kafkasyada tamamlamış, muhtelif uygarlıklar, Devlet yapıları oluşturmuş, (Kimmer'ler, Meot'lar, Sonradan Çerkes hakimiyetine geçen Bosfor, Abhaz Kırallığı vs) MÖ. 6500 yıllarından itibaren dışa göç vermeye başlamış ve farklı uygarlıkların oluşumuna katkılar sağlamış bir etnik oluşumun bu günkü Dünya da yaygın kullanılan adıdır.Gelelim, Çerkes nasıl Türk olura;Baskın Akültürasyon sonucu Asimilasyon tamamlanır, Çerkes artık Çerkes değildir asimile eden etnik kimliktendir yani Türktür, Araptır, Grektir, ama artık Çerkes değildir.Ne olduğuda kendini ilgilendirir.Bizim derdimiz bunlar değil, Nitekim Kafkasya'dada bu şekilde asimile olmuş Çerkes olmadığını kimsenin iddia edemeyeceği birçok aile var.(Avnis,Mole, Lazipa vs) "Aslen Çerkes Türk'üm" diyen dikkatinizi çekerim aslen Çerkes Türkiyeliyim /Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım diyenler değil. Birinciler asimilasyonlarının tamamlanmasında gönüllülük gösterselerde henüz asimile olmamışlar fakat asimilasyona karşı bir direniş te göstermiyorlar (ya direnç imkanları yok , yada direnmek istemiyorlar) veya Abaza arkadaşım gibi kavram kargaşası içindeler, sözlerinin anlamını bilmiyorlar.İkinci söylem sahipleri ise asimilasyona karşı direniş içinde olduklarını söylemlerine de yansıtmışlar, bilinçli olarak yok olmama mücadelesi vermeye hazır görünüyorlar.Bu ara tahlilden sonra gelelim asıl konumuza;1- Çerkes ayrı bir halk'tır Dünyanın hangi coğrafyasında kimlerle birlikte yaşarsa yaşasın, Çerkes kimliğini muhafaza ettiği müddetçe ÇERKES'dir, yaşadığı ülkenin ise vatandaşıdır.USA vatandaşlığı nasıl bir italyan'ın bir İrlandalı'nın etnik kimliğini yok etmiyorsa, Kafkasya'nın dışında bir Ülke vatandaşı olmak, Çerkes'in kimliğini de yok etmez. 2- Aksi halde Dünyada Çerkes kalmaz, Amerikalı Çerkes Amerikan(Allahtan böyle bir ulus yok), Suriyeli Çerkes Arap, Kafkasyalı Çerkes Rus, Türkiyeli Çerkes de Türk olur. Oysa doğrusu; Amerikan değil Amerikalı/Vatandaşı Çerkes/Kafkasyalı, Arap değil Suriyeli/SAC. Vatandaşı Çerkes, Rus değil, Rusyalı/RF Vatandaşı Çerkes, Türk değil, Türkiyeli/TC. Vatandaşı Çerkesdir.3-Hala Çerkesim/asıllıyım diyenler için henüz ümit vardır asimilasyonları tamamlanmamıştır, ilgilenmemiz ve kazanmamız gerekir.4-Hiç kimse hem Grek hem Germen, Hem Arap Hem Acem, Hem slav hem Japon olamayacağı gibi Hem Çerkes Hemde Türk olamaz.5-Türk, Orta Asyadan adoluya gelen bir etnik gurubun adı değil de TC. yi oluşturan tüm etnisitelerin ortak adı olabilirse Türkiyeli Çerkes Türk olabilir, ama sadece Türkiyeli Çerkesler.6-Bizler Türkiyeli Çerkesleriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Çerkesleriz. Vatandaşlık bağıyla bağlı olduğumuz bu ülke diğer etnik guruplarla birlikte hepimizin. Fikir, Söylem ve eylemlerimizi bu bilinçle oluşturmalıyız, Başka ülkelerin vatandaşı olan Çerkes'lerinde benzer düşüncelere sahip olmalarının doğal bir gelişim olduğunu bilerek, ülkelerinin ulusal çıkarlarına aykırı taleplerde bulunmamalıyız.7- Kendi kimliğimiz ve Kültürümüzle Yaşamak, olağan üstü zengin ve insana uygun kültürümüzü Dünya insanları ile paylaşmak bu güzellikleri onların da öğrenmesini ve yaşamında kullanmasını sağlamaya çalışmak hepimizin görevidir.8- Anavatan'a ilgimizi, orayla ilişkilerimizi devam ettirdiğimiz zaman, Kültürel köklerimizden de kopmamış olacağız ki asimilasyonu önlemenin esaslarından birisi de budur.Son söz; Çerkes Çerkestir, Türk'de Türktür.Her insan Kendini ne olarak tanımlıyorsa/hissediyorsa odur.Ama hiçbir insan çift etnisite sahibi olamaz, Çok milliyetli olması olması bir çok pasaport taşıması bu gerçeği değiştirmez.


Saygılarımla
Cengiz Gül

BİRLEŞİK KAFKASYA DERNEĞİ BAŞKANININ KONFERANS KONUŞMASI

Birleşik Kafkasya Derneği Başkanı Orhan Yılmaz:Değerli konuklar, derneğimiz tarafından organize edilen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Işığında Kafkasya’nın Bugünü adlı konferansımıza hoş geldiniz. Hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.Kuzey Kafkasya’lılar tarih boyunca büyük yayılmacı güçler arasında sıkışıp kalmış, defalarca kanlı istila hareketlerine uğramışlardır. Kuzey Kafkasyalılar 300 yıl devam eden Rus işgal hareketi neticesinde, yüz binlerce evladını feda ederek, vatanlarından sürülen ama asla özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyen onurlu ve büyük bir millettir. Çok zor ve uzun bir süreci barındıran özgürlük mücadelesinin en önemli mihenk taşlarından birisi de Kuruluşunun 89. Yılında andığımız Kuzey Kafkasya Cumhuriyetidir.Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Kafkasya’lıların siyasi iradelerinin bir tecellisidir. Bu tecelli Hazar’dan Karadeniz’e Bağımsız Birleşik Kuzey Kafkasya’dır.Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti 1918 yılında, özgürlük aşığı bir milletin bağımsızlık yolunda kurduğu ilk siyasi yapıdır. Dönemi itibari ile bugün bile imrenilecek demokratik bir harekettir. Çarlık Rusya’sının dağıldığı ve belirsizliğin hakim olduğu bir dönemde, seçilmiş temsilcilerin iradesi ile hayat bulmuş olan bu hareket, tüm Kuzey Kafkasya halklarının tek vücut olarak dünya sahnesinde yer alma mücadelesidir.Ne yazık ki hem coğrafi hem de stratejik olarak çok büyük öneme sahip olan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, dünyanın yeniden şekillendiği bu dönemde emperyalist güçler tarafından yok sayılmış, Sovyetler Birliğine heba edilmiştir. Kuzey Kafkasya halkları 89 yıl önce oluşturdukları siyasi iradeyi, 1992 Abhazya savaşı sırasında yeniden ortaya koydular. Kafkas halkları konfederasyonu adı altında yeniden siyasi ve askeri birliktelik sağladılar. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile pek çok millet bağımsızlığını ilan edip hür dünyada yerini alırken, Kuzey Kafkasya Cumhuriyetlerinin bağımsızlık talepleri hiçbir zaman kabul görmedi.Geçen zaman içerisinde Yeltsin ve Putin ile yeniden Sovyetleşme sürecine giren Rusya’nın Kafkasya’ya bahşettiği özgürlük; Çeçenistan’da 300 bin sivil kayıp, yıkılmış bir ülke ve tüm Kuzey Kafkasya’da tam bir devlet terörü oldu. Dünya’ya hediyesi ise enerji tekelinin tamamlanmasından sonra sunulacaktır. Dahası, Akka anlaşmasından ayrılarak yeniden bağımsız konvansiyonel silah kullanıcısı olan Rusya, yakın gelecekte gittikçe sertleşen dış politika hamleleri ile tekrar kutuplara dönmeyişini, siyasi ve askeri krizlerle tüm dünyanın canını sıkarak kutlayacaktır. 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılması, Kafkasya açısından büyük ve kullanılamayan bir fırsat olarak tarihe geçti. Bu fırsatın kaçırılmasında Rusya ile mukayese edildiğinde, çok daha demokratik ortamlarda yaşamalarına rağmen, Kafkasya politikalarını salt kültür üzerine inşa eden ve Kuzey Kafkasya da siyasi kazanımlar noktasında Rusya’nın bahşettiği ile yetinen Kuzey Kafkasya diasporası ve kuruluşları birinci dereceden sorumludur. Buna rağmen Kafkasya Halkları’nın Çeçenya ve Abhazya’da devam eden bağımsızlık mücadeleleri bu sürecin bitmediğinin en açık göstergesidir. Diaspora da yaşayanlar, Kuzey Kafkasya’nın siyasi geleceği noktasında geçmişte almadıkları sorumluluklardan kaçamazlar. Yakın gelecek Kuzey Kafkasya açısından pek çok önemli ve olumlu gelişmeye gebedir. Diasporanın olası politik gelişmelerin dışında kalması asla bir hata olarak kabul edilmeyecektir. Zira tarihte mümkün olmayan ve gerçekleşmeyecek hiçbir şey yoktur. Koşulları belirlememiz mümkün olmayabilir. Fakat önümüze gelen fırsatları değerlendirmek mümkündür. Bu açılardan baktığımızda 1917 – 1922 Tarihleri arasında hayat bulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti;Dönemin koşulları gereği kısa ömürlü olmuş olabilir. Büyük başarılara imza atmamış olabilir.Fakat asıl olan;Kuzey Kafkasya Halklarının ortaya koydukları siyasi iradedir. Siyasal bir yapının kurulması mücadelesidir.Kuzey Kafkasya Halklarının bir millet oluşturdukları tezidir.Modern bir devlet ve modern bir ulus inşa etme mücadelesidir.Birleşik Kafkasya İdealinin somut göstergesi ve tarihsel hedefidir.Birleşik Kafkasya bir hayal, bir ideal, bir beklenti olarak düşünülebilir. Bu düşüncenin gerçekleştiğini görmemiz bakımından, 11 Mayıs sadece bir devlet ilanı olmanın ötesinde, Hazar ile Karadeniz arasında bütünleşen bir ruhun, bir düşüncenin, somutlaşan bir idealin göstergesidir. Bu sebeplerden dolayı Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, geçmişte olduğu gibi gelecekte de hem Kuzey Kafkasyalılar hem de hür dünya için en demokratik model tercihi olacaktır. Bu tercihi benimseyen ve çalışmalarına bu doğrultuda devam eden Birleşik Kafkasya Derneği 1951 yılında İstanbul’da kuruldu. Kurucuları genellikle 1918 Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve hükümetlerinde görev almış siyasi kişiliklerdir. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti II. Cumhurbaşkanı Pşımaho Kosok, İmam Şamil’in torunu Sait Şamil, Maliye Bakanı Wassan Giray Cabağı, Prof.Aytek Namitok bunlardan sadece birkaç tanesidir. Birleşik Kafkasya Derneği, kuruluşu itibarı ile Bağımsız Birleşik Kuzey Kafkasya idealini benimsemiş ve çalışmalarına bu yönde ağırlık vermiştir. Bundan sonraki çalışmalarına da kurucu kadroların açtığı yolda devam edecektir. Sözlerime son verirken, sorunların diyalog içerisinde çözüldüğü, yalan ve riyanın olmadığı, birlik ve beraberlik içerisinde, umut dolu mutlu günler görmek dileğiyle iyi günler diliyor, Konferansımıza katılan tüm konuşmacılarımıza ve konuklarımıza şimdiden teşekkür ediyorum

ADIGE-ABHAZ ETNİK ŞEMASI


20 Ekim 2009 Salı

Kuzey Osetya Cumhuriyeti

Coğrafi konum

Kuzey Osetyanın kuzeyinde Stavrapol ili, doğusunda Çeçen-İnguş, batısında Kabardey-Balkar, güneyinde ise Gürcistan ve Gürcistana bağlı olan Güney Osetya bulunmaktadır. Kuzey Osetyanın toprakları Terek, Uruh, Ardon, Kabkevka ırmakları ile beslenir. Yüzölçümü 8.000 kilometrekaredir.

Ekonomik durum

Kuzey Osetyada tarım, sebze ve tahıl üretimi, hayvan besiciliğinden oluşur. Sanayileri; hafif sanayiler, kimyasal maddeler, cam üretimi ve gıda endüstrisidir. Alçak yamaçlarda ve Mozdok yakınlarında, sulamayla buğday, mısır, patates, kenevir ve meyve yetiştirilir. Daha yükseklerde ise köyun ve sığır besiciliği yapılır. Vladikavkazda yoğunlaşmış olan sanayi inşaât malzemeleri üretimi, metalurji ve gıda işlemeye dayanır. Ayrıca kurşun, çinko ve bor madenciliği yapılır. Büyük Kafkasların her iki yanındaki ormanlardan, başta kayın olmak üzere bol miktarda kereste elde edilir. Terek üzerinde, hidroelektrik santralleri inşa edilmiştir.

Sosyal ve kültürel yapı

Kafkas toplumları içinde dil ve edebiyatını en iyi şekilde geliştirerek işleyen Asetinler bu konuda önemli adımlar atmış olmalarına rağmen, günümüzde, Osetyada bilhassa yeni nesil içerisinde Oset dilini konuşamayan bir çok insana rastlamak mümkündür. Yakın zamana kadar Oset dilinin okullarda seçmeli dil olarak kullanılması bilhassa şehirlerde böyle bir sonucu doğurdu. Son birkaç yıldır büyük zararları farkedilen bu sistem değiştirilmiş, ilk öğretimde Asetin dili-edebiyatı ders olarak mecburi hale getirilmiştir.

Oset Dili, İskitler ile Antikçağdaki Sarmatların kullandığı dille uzak akrabadır. Eski İran dilinin kimi özelliklerini (fiil örnekleri, 8 durumlu ad çekimi) korur. Ses yapısı, Kafkasyadaki Hint-Avrupa olmayan dillerden etkilenmiştir; bugünkü sözlükte Rusçadan çok aktarma vardır. XIX. yüzyıl sonunda edebiyat dili olarak kullanılan Aset Dili, Kril alfabesiyle yazılır

ABHAZLAR

Kendi dillerinde Abaza, Rusça da Abazini. Abazaların çoğu Karaçay-Çerkes özerk bölgesinde büyük ve küçük Zelençuk ,Kuban ve Kuma nehirlerinin yukarısında yaşarlar.Adige vilayetinin doğu kısımlarındada bir miktar Abaza vardır.

TARİH

Abazalar kuzeybatı kafkasyanın yerli halkıdır.Bunlar ilk olarak Tuapse civarında bu günkü Abhazya'nın biraz kuzeyinde karadeniz kıyısı boyunca yerleşmişlerdi. 14.ve 16. yy.lar arasında bu günkü yaşadıkları bölgeye göç ettiler.ancak çok az bir kısmı 1864'e kadar eski yaşadıkları bölgede kaldılar.Karadenizin doğu kıyısında yaşayan diğer insanlar gibi Abazalar da ilk yıllarda hristiyanlığı kabul ettiler İslamı kabulleri ise batıya göç ederek Nogaylar ve diğer müslümanların nüfuzu altına girdiklerinde gerçekleşti.Abazaların bir kısmı 17.yy.da islamı kabul etmelerine rağmen hristiyanlık bir müddet daha taraftar bulmuş ve sonunda 19.yy. ortalarında abazaların tamamı müslüman olmuşlardır.Abazalar arasında iki büyük kabile vardır Tapanta (ovada oyuranlar) ve Şkaraua(dağlık bölgede oturanlar). Şeyh Şamil'in liderliğinde 1834-1859 yılları arasında devam eden mürid direnişleri sırasında Tapanta kabilesi genellikle rus tarafını tutarken Şkaraua Şamil'i desteklemiştir.Müridler yenilince binlerce Şkaraua mensubu Türkiye'ye göç etmiştir. en kalabalık göç ise 1862-64 sürgünü sırasında olmuştur.1926 nüfus sayımında Abaza kavramı hiç kullanılmamıştır.Bölgesel Dağılım :% Nüfusun 82.2 si karaçay-çerkes'te,% 2.2 si eski sscb'nin diğer bölgelerinde yaşamaktadır.Fakat Abhaz Cumhuriyetinin ilanından sonra bir kısmı buraya yerleşmiş isede kesin sayı bilinmemektedir. Kent -Kırsal Dağılımı :Nüfusun % 87.9 u kırsal kesimde , % 12.1'i kentlerde yaşar Okuma yazma oranı :% 99'un üzerindedir. fakat bunların eğitim durumlarına dair detay bilgiler mevcut değildir. DİL Abazaca kafkas dillerinin kuzey-batı gurubuna dahil olup abhaz-adige alt gurubundandır.Abazaca ve abhazca o kadar içiçe girmişlerdirki nerede ise aynı dilin lehçeleri olarak telakki edilebilirler.Ancak sovyet döneminde ayrı edebiyat dilleri olarak geliştirilmişlerdir. Abaza dilinin abazaların yaşadığı iki ana coğrafi bölgeden kaynaklanan iki lehçesi vardır.(tapanta ve şkaraua) ancak bu gün kafkasyada yaşayanların çoğunluğu tapanta abazalarıdır vew edebi dil bunların lehçesi üzerine inşa edilmiştir.İki ünlü ve yetmişin üzerinde ünsüz harfi ile Abaza dili oldukça zor bir fonolojik yapıya sahiptir.Ve eski sovyetlerde konuşulan yüzden fazla dilin fonetiği en zor olanı olarak kabul edilmektedir.İlk olarak 18.yy.da akademik çalışma konusu olmasına rağmen Abaza dili üzerine ciddi ve detaylı çalışmalar ancak yakın zamanda yapılabilmiştir.

EĞİTİM

Abazalar yaşadıkları bölgelerde Abazaca seçmeli ders olarak okutulmakta,temel eğitim rusça yapılmaktadır.ve yine abaza dilinde sınırlı sayıda yayın mevcuttur fakat bunların hiç biri bilimsel veya teknik ders kitabı niteliğinde değildir. 1922-23 yıllarında Abaza alfabesi oluşturuluncaya kadar abazaca yazı dil değildi. bu tarihten öncesi sadece trankripsiyon şeklinde yazılıyordu. 1933-1938 yılları arasında latin harfleri , 1938 yılından sonra ise kiril harfleri kullanılmaktadır

ILK ADIGE PARASI

Bati Adigey’de Anapa liman kenti yakininda eski çaglardan kalma bir sehir harabesi bulunmaktadir. Bugün o harabeler “Yedi Kardesin Sehri” diye anilmaktadir. Tarihi kayitlarda anlasildigina göre o sehrin kuruculari Sind kralligidir. Diger bir deyisle eski Adigelerdir. Sehir yüksek surlarla çevriliydi. Surun genisligi 2.5 mt, yüksekligi 6 metre idi. Yedi Kardesin Sehri diye bilinen bu kentin gerçek adina kayitlarda rastlanamamaktadir. 2600 yil önce Sind kralligi tarafindan kuruldugu bilinmektedir. Sindlerin kurdugu kralligin adi Sindike Karaligidir (Adigelerin eski adi Sind ve kurdugu kralligin adi da Sindike kralligi denirdi.) Sindike Kralligi 300 yil hüküm sürdükten sonrada Bospor Kralligi ile birlesmistir. Sindike kralligina ait birçok temel bilgiler tarihi kayitlarda yer almaktadir. Bu kayitlara göre Sindike Karaligi güçlü, müreffeh halki mutlu bir krallikti. Sindike Karaliginin Taman ve Anapa yakinlarinda bir çok sehirleri vardi. Germo, Nasse, Fanagorie, Krokondame ve digerleri. Baskentleri Gorgippie idi ve Anapa’ya çok yakindi. Sindler tarimla ve hayvancilikla ugrasiyorlardi ve bunda çok basariydilar. Sehirlerde çok sayida sanatkar ve sanatçi insanlar vardi. Sindlerden kalan mezar evlerden çikan bir çok esya bunu dogrulamaktadir. Bu esyalar arasinda altindan, gümüsten mamül süs esyalari, kap kaçak, silahlar, av malzemeleri bulunmaktadir. Sindler eski Grek=Alic kralligi ile ticaret yaparlardi. Sindler kendi paralarini basmislardi. Bu Sindike kralliginin ne kadar güçlü, itibarli ve halkinin mutlu, müreffeh oldugunu gösteriyordu. Kazilarda gümüsten basilan parada at kellesi ve çevresinde Sindlere ait oldugunu gösteren yazi mevcut. Taman yakininda Sindlerden kalma çok sayida heykeller ve anitlar bulunmustur. Bundan da anlasiliyorki eski Adige halki içinde çok sayida sanatkar mevcuttu. Sind heykeltiraslar dünyaca meshur eski Grek heykeltiraslarla rekabet etmekteydiler. Sindler gayet süslü anit ve heykelleri nam yapmis savas kahramanlari, ordu komutanlari ve büyük lideri için dikerlerdi. Heykelleri dikilen kahramanlarin bir kisminda zirh giydikleri bir kisminda savas aletleri olan oklar yaylar savas biçaklari oldugu görülmektedir. Daha enteresani ise heykellerin üzerinde kime ait olduklarinin yazili olmasidir. Buradan da anlasilacagi üzere Sindler yaziyi kullanan, okur yazar, kültür ve egitimde ileri bir halki. SIndiki Karaligi 2300 yil önce Bospor kralligi ile birlesmisti. Tarihi kayitlardan ögrendigimize göre Bospor Kralliginin Kral ve üst düzey yöneticileri Sindlerdendi. Ordununda büyük bir kismi SInd ve Meot halkindandi. Onun için bu kralliga Bospor-Sind-Meot Kralligi denmekteydi.

KARMEVKO HAMID
NARTLAR 2001 NALÇIK
ÇEV. ÇURMIT MUZAFFER KALKAN

KAFKAS AT CİNSLERİ

ŞOLEKHU AİLESİ VE ŞOLEKHU AT CİNSİ

Yaklaşık altı yüz sene önce pşı Şolekhu Cılhakhsten, Kaberdey pşısından yerleşmek için toprak ister. Ve lakin toprağım yok diyerek vermek istemez Bir manda derisi kadar yerinde mi yok deyince verir. Pşı Cılhakhsten büyük bir mandayı kestirir, derisini yüzdürür, deriyi de iki kat olacak şekilde ayırtır ve ince bir sicim halinde top yaptınr. Elde edilen iple bu günkü Cılhakhsteney topraklannı kurnazlıkla bölerek elde eder. Kaberdey pşısı de utanma belası sözünden cayamaz. Pşı Cılhakhsten savaşta ve banşta daima Kaberdey pşısına yardıma giderek iyi ve kötü gün dostu olduğunu ispatlamıştır. Kaberdey pşısı de verdiği toprak için hiçte üzülmedi. Bugünkü Cılhakhsteney ismini bu pşıden almıştır. Bugün bile Kaberdey ile Cılhakhsteney adığeleri arasında tatlı rekabet devam etmektedir.

ŞOLEKHU ATININ TARİHÇESİ

Abaze ve Adıgeler atı ehlileştirdiklerinden beri dört ana cins ve atçı ailelerinde kendi soyadlarıyla anılan 43 yan at cinsi yetiştirmişlerdir. Bu kadar at cinsinin içinde, en çok arananı da Şolekhu olmuştur. Maalesef komünist idare tarafından Şolekhu ailesi ya yok edilmiş, ya da Rusya'nın muhtelif yerlerine sürgün edilmişlerdir. Dünyaca meşhur Kırgızistanlı Şolekhu Mihail Şolohov bu ailedendir. Bu at cinsi hakkında Mihail son zamanlarında araştırma yaptığı söylenmekte olup, bu yazılan yayınlanacak olursa daha detaylı bilgi edinebileceğiz. Bu Atın tarih sahnesine çıkışı pşı Şolekhu Cılhakhsten ile başlamaktadır. Osetlerin Kaban prensi, Azak denizinin öte gecesin de yabani yılkı atı olduğunu haber alır. Samimi arkadaşı olan Cılakhstenen pşısı olan, pşı Şolekhu Cılhakhsten'e gider ve atlan beraber getirmeleri için teklifte bulunur. Pşı de mısafiffeis olduğunu, yalnız gitmesini söyler. Pşı Kaban adamlarıyla Azak kıyısına gelir ve Andemirkan'ın Tatar dayılarına giderken geçtiği Kerç boğazını (yaklaşık 20 km) geçerler. Otlamakta olan yılkıyı toparlayıp önlerine katarlar. Kerç boğazına geldiklerinde akşam olmuştur, geceyi orada geçirmeyi ve atlan da dinlendirmeye karar verirler. Gece yansına doğru denizden acayip bir kır aygır çıkar ve sürünün içinde bulunan biçimsiz bir kısrağı aşılar, kuşhaların mani olmalarına meydan vermeden geldiği denizde kaybolur. Herkes hayretler içindedir. Sabah yılkıyı denizden yüzdürerek geçirip Kafkasya'ya dönerler. Doğruca pşı Şolekhu Cılhakhsten'e misafir olurlar, laf lafı açar ve denizden gelen kır aygırın hikayesini de anlatırlar. Ayrılık vakti geldiğinde pşı Kaban bir at seçmesini ister Cılhakhsten'den o da aşılanan biçimsiz kısrağı ister. Daha güzel bir at seçsin ister Kusha prensi. Ve lakin başka seçmez, vereceksen o kısrak, vermeyeceksen başka at istemem deyince mecbur kalır kısrağı verir. Günü gelir kısrak bir erkek tay doğurur. Bu tay aygır olana kadar itinayla bakılır ve bir arap kısrağıyla çiftleştirilir, doğan taylar ondan sonra Şolekhu adıyla anılmaya ve aranmaya başlar. Özellikleri: At tarihi sahnesine bu şolekhu kadar uzun mesafeye dayanıklı olanı çıkmamıştır. 1. Dünya savaşında Polonya'da bir gecede 300 km. yolu Kaberdey Şolekhu atlıları katlederek imkansızı başarmışlardır. Bir günlük yavru tay anasıyla 120 km. yi bir günde yürümüştür. Ne kadar yem yedirilse de kilo almaz, kuvvetlidir. Burun delikleri ve iç organları diğer atlara nazaran değişiktir. Kalça üstleri bir yumruk büyüklüğü kadar yüksektir. Boynu uzun, yelesi geniş, tipiye karşı gidebilen yegane at olup, kulaklarını istediği tarafa çevirebilme özelliği vardır. Atlısı yolunu kaybettiğinde, dizginleri serbest bırakılırsa en yakın yerleşim alanını bulur. Bel kemikleri uzun olduğundan beli de uzundur. Sırt yüksekliği 1.50 - 1.51 m kadardır. Göğüs kafesi 1 m. den fazladır. Boynu uzun olup, ayak toynakları bir yumurtaya basınca kırılmayacak kadar çukur ve büyüktür. O nedenle nalbantlar bu at için özel nal imal ederlerdi. Nal düşse de tırnakları uzun olduğundan epey bir mesafeyi atsız kat edebilir. Ayak diplerindeki kıllar çok uzadığından sık sık makasla traş edilir. Bu at başını kaldırabildiği yükseklikten binicisiyle birlikte maniadan atlayabilirdi. Türkiye'de 1950'den sonra ordunun mekanizeye dönüşmeye başlamasıyla at satın almaktan vazgeçti. Adıgelerin ellerinde kalan atlarda İtalyan tüccarlar salam yapmak amacıyla satın aldılar. Bu nedenle bu kıymetli Şolekhu at cinsinin ne yazık ki Türkiye de soyu tükendi. Kaberdey - Balkar'ın 3000m. yükseklikteki yaylalarında ihtimamla koruma altına alıp, soyunu çoğaltmaya çalışan Abkhazya gazisi Yağan İbrahim'den Tanrı razı olsun. Efsane gibi anlatılan Şolekhu atının esas hikayesi budur. Beş yaşından sonra verimli olmaktadır.

XUARE: Xuare zekueghuane - hızlı ve sert oluşuyla nam salmıştır. Adıgelerin ikinci kıymetli cins atıdır. 1.45 - 1.48 m. yüksekliğindedir. Beli kısa, başı daha farklı ve yuvarlaktır. Kuyruğu normal olup, yelesi farklılık göstermez. Ayaklan kuvvetli ve dayanıklıdır. Koşumda ön ayaklarını kuvvetli basar, kulakları son bitime doğru sivri ve sağa dönerlidir. Suyu yavaş ve diliyle emerek (werk kızının su içişi gibi) yavaş içer.

MELEKAN: Araba koşum atıdır. 1.45 - 1.48 m. yüksekliktedir.

ŞIBELHXUE - İKİZ DOĞURAN AT: Adından anlaşılacağı gibi ikiz doğurma özelliği olan bir cinstir. BESLHEN: Şolekhu gibi beyaz burunlu, demir kırını andırır. Yelesi büyük, kuyruğu kaim ve uzundur. 1.45 - 1.50 m yükseklikte olan bir attır. Şık görünümünden dolayı, pşı ve werklerin binek atı tercihi idi .

Kaynakçalar: Sey Naci, Yağan İbrahim [Abaze İbrahim ALHAS]

Israil Çerkesleri



Cerkezler Israil'e, diasporaya dagilan diger çerkezlerde oldugu gibi, 19. yy sonlarina dogru gelmisler.Kfar-Kama ve Rihania adina 1870 lerde kurulan iki tane çerkes köyü hayatta kalabilmis. Yahudi ve Arab komsulari ile iyi bir iliski içerisinde bulunmuslar.Simdilerde Kfar-Kama'da yaklasik olarak 2000 ve Rihania'da 1000 e yakin çerkes yasamakta.Ayrica, islerinden dolayi sehirlerinde yasayan ve köydeki akrabalari ile iliski içersinde bulunan bir çok aile bulunmakta.Bugün ki yasantilarinda Israil'liler ve Arab'lar tarafindan herhangi bir ayrima tabi tutulmamaktalar


19 Ekim 2009 Pazartesi

KUZEY KAFKASYA HALKLARININ ETNOLOJİK YAPISI

Şurası üzüntü vericidir ki Kuzey Kafkasyalıların insanlığın yeryüzündeki serüveninde oynadıkları rolle, onların haklarında bilinenler arasındaki oran çok dengesizdir. Bu bölge ve bu bölgede yaşayan halklar hakkında bilinenler hala bir sürü açmaz ve çıkmazla gölgelenmiş durumdadır. Oysa hala Kuzey Kafkasya dünya gündeminin en önemli başlıkları arasındadır ve ileride de bu konumunu koruyacaktır. Yalnız siyasal gelişmelerdeki rolü ve belirleyiciliğiyle değil, her yönüyle günümüzdeki durumunu sağlıklı değerlendirmek ve doğru sonuçlara ulaşmak için irdelenmesi gereken kültürel, dini, antropolojik ve linguistik bilimler bakımından da bu bölge dünya bilimsel birikimi açısından en önemli kaynak alanlarından birisidir. Yazık ki bölgenin içinde bulunduğu siyasal çalkantılar yerli halkların dünya kültürüne olan sorumluluklarını yerine getirmesine engel olacak bir yapı sergilemektedir. Kafkas halkları sahip oldukları bakir değerleri anlatmak ve dünya bilimsel dökümünde hakkı olan yere ulaşmak yerine değerlerini korumak için savaşmak ya da başkalarının istediği savaşlarda taraf olmak zorunda bırakılmaktadırlar.Kuzey Kafkasya'nın kültürel tarihini aydınlatmak, dünyanın kültür tarihini aydınlatmak noktasında çok etkili bir çalışma olacaktır. Çünkü uygarlık beşiği olan bölgelerin geçiş noktasında, tarih boyunca göç yolları üzerinde hiçbir zaman durağan olmamış bir konumda bulunan Kuzey Kafkasya insanlığın yaşam sürecinde ne noktadan bakılırsa bakılsın belirleyici olan bir bölgedir. Bu durum dün olduğu gibi bu gün de böyledir ve yarının, eski dünya kıtasının kaderi üzerinde çok büyük bir değişiklik yapmayacağı kesin gibidir. Bu bölgenin değerlerine ilişkin yapılacak bir yığın çalışmanın antropoloji, etnoloji, arkeoloji ve linguistik bilimlerini temel alması gerekir. Bu coğrafya bugün bünyesinde barındırdığı bir çok etnik grubu, dili ve kültürü bir çok noktada kaynaştırmıştır. Yaşayan halkların bugün farklı kimlikleri korumuş olmaları da etnik yapıları ve sosyal antropolojileriyle bağlantılıdır.Bu bölgeden gelip geçen halklar bir rüzgar gibi gelip geçmemiş, bir sel gibi gelmiş, bir şeyler bırakmış ve bir şeyler alıp götürmüştür. Bu demografik hareketlenmeler bölge etnolojisinin şekillenmesinde birinci belirleyici rolü oynamıştır. Her bölge farklı etnik grupların farklı etkileriyle karşılaşmış, karışmış ve şekillenmiştir. Bu durum dili olduğu kadar etnolojiyi ve sosyal kimliği de farklı oranlarda değiştirmiştir. Yoksa ilk çağdan beri bölgede bu kadar farklı etnik grubun ve dilin bulunduğunu kabul etmek bilimsellikten uzak bir yaklaşım olur. Bu bağlamda tarihsel süreç incelendiğinde bölge etnolojisini belirleyen unsurlar olarak şu başlıklarla karşılaşırız. 1) Yerli EtnisiteDağların kuzey yamaçlarında daha özgün olarak göze çarpan ve antropolojik özgünlük sergileyen beyaz ırka ilişkin insan gruplarıdır. Bu etnisitenin dili tamamen bağımsızdır ve ilkçağlarda tüm Avrasya'da etkili olmuş bir ya da birkaç topluluktan oluşur. Anadolu'da Hititler, Avrupa'da Kelt, Bask, Alban ve Etruskler bu etnisitenin kalıntıları olabilir.Kuzey Kafkasya mitolojisi ve dilleri bu döneme ilişkin verilere ulaşabileceğimiz yetersiz kaynaklardandır. Buna göre buzul çağı sonrası insanlığın en uzun ve en karanlık döneminde bu bölgede her şeyiyle özgün bir yapı oluşmuş ve sonrasında bu özgün yapı bölgede ortaya çıkan halkların da temel özünü oluşturmuştur. Meot, Sind, Zikh, Pses, Kimmer ve benzeri halklar bu dönemin yerli halkları olmalı. Destanlar çağı olarak değerlendirebileceğimiz bu dönemde bölgede yaşayan halkları "Nartlar" olarak adlandırabiliriz. Bu halkın konuştuğu dil bu gün bölgede yaşayan çoğu halkın dilinin temelini oluşturan ve dilbilimciler tarafından farklı bir grupta değerlendirilen Kafkasya'ya özgü bir dildir. Bugün bölgede konuşulan bütün yerel dillerde bu dilin kalıntılarını bulmak olasıdır ki; th, tl, phl, kh, gibi bölge insanının gırtlak yapısına özgü sesler, yardımcı fiillerin kullanımı, erillik dişillik özellikleri, fiil çekimlerindeki matriks yapılanmalar gibi gramer özellikleri, thamade, nıse, ssı, nase, geşh, gibi bütün dillerde ortak olan özgün sözcükler bu çağlarda bölgede konuşulan bu özgün dilin kalıntılarıdır. Bu etnisite bugün Abhaz-Adiğe, Kartvel ve Nah dillerini konuşan halkların temelini oluştur.2) İndogermen EtnisiteAvrupa halklarının antropolojik temelini oluşturan bu etnisite Hindistan'dan Britanya'ya kadar uzanan coğrafyada etkili olmuş bir ırk ve dil grubunu kapsar. Hintliler ve İranlılar kendilerini ırksal açıdan Arian olarak adlandırırlar. Bu terim daha sonra beyaz ırka ait Hint-Avrupa dil kullanan bütün halkların ortak adı oldu. Kuzey Kafkasya bu grubun iki yaşam alanının ortasında bulunduğu için Anadolu ile birlikte Arian halkların geçiş bölgesi olmuştur. İran'dan Avrupa'ya geçen Arian unsurlar bu bölgede kalıcı izler bırakmışlardır ki Osetler, Talişler, Tatlar bu hareketlenmenin kalıntılarıdır.Özellikle tarih içinde Alanlar olarak adlandırılan Asetinlerin bölgedeki varlığı oldukça eskiye dayanmaktadır. Antik çağda tüm güney Rusya ve Kafkasya'yı kaplayan bölgede egemenliklerini gösteren Alanlar İskit-Sarmat diyalektlerinden birini konuşmaktaydılar ve Arian etnosuna aittiler. Kuzey Kafkasya'da bir siyassal birliğin bu halk eliyle oluşturulmuş olması yerli etnisiteye tümüyle kaynaşması sonucunu doğurmuştur. Bu etnisitenin varlığı Kuzey Kafkas dillerine Hint Avrupa sözcükler ve diğer kültür öğelerini sokmuştur. Bölgedeki bir çok coğrafi ad ve bazı mitolojik tanımlar onların yadigarıdır. Asya ve Avrupa'nın bütün eski halklarıyla akraba olan Alanlar iç Avrupa'ya yaptıkları akınlarla önemli göç dalgalarına neden olmuştur. Fransız dilbilimci Dumesil onlardan " Yüce Roma'yı aydınlatan Kafkas halkı" olarak sözeder. Üstelik Nart destanlarının temel motiflerini ve tiplerini İndo-Germenik verilerle açıklamaya çalışır. Ona göre bu destanlarla Roma, İskandinav, Got söylenceleri arasındaki bağlar Alanların taşıdığı mitolojik öğelerden kaynaklanmaktaydı. Avrupa'yı baştan başa kat eden üstelik Britanya'ya uzanan Alan halkının Kuzey Kafkasya'da kalanları yerli etnisite içinde erimiş, ancak önemli farklılıkları koruyarak Asetin halkını oluşturmuştur. Bu etnisite Kafkas ırkı üzerinde oldukça belirgin etki yapmış, bir çok ırki özellik bakımından yerli halkları komşuları olan Hint Avrupalı kavimlerden ayrılmaz duruma getirmiştir.Kuzey Azerbaycan'daki Taliş halkının Kürtlerle birlikte dilde Arien özellikler taşıyan karma etnisiteler olduğu düşünülebilir. Bununla birlikte Talişler komşu İran ve Ermeni halklarının baskın etkileri sonucunda yerli etnisite ile kaynaşamamış, daha çok Arien özelliklerini korumuştur. 3) Turani Etnisite Bilindiği kadarıyla Kuzey Kafkasya M.Ö III.yüzyıldan beri akın akın gelen iç Asyalı kavimlerin geçiş bölgesi üzerindedir. Bu akınların çoğu Kafkas Dağları eteklerinde erimiş ve dağılmıştır. Bölgeye yer yer kalıcı olmak amacıyla yerleşen Asyalı kavimler zamanla yerli etnisite arasında çözülmüş ya da adacıklar halinde varlığını korumuştur. Bu dönemde yapılan Hun, Kuman, Peçenek, Kıpçak, Uz ve Tatar akınları sonucunda dilde, antropolojide ve sosyal yapıda farklılaşmalar meydana gelmiştir. Ural Altay dil grubundan sözcükler Kafkas dillerine girmiştir. Asya'ya has çekik gözler, siyah düz saçlar, çıkık elmacık kemikleri antropolojik kalıntılar olarak yerleşmiştir. Üretim, silah ve giyim kuşam öğeleri alınmıştır. Asya mitolojileri ve inanç sistemleri yerli halka ilişkin değerlere karışmıştır. Turani kavimlerden Kuzey Kafkasya'da tutunabilenler Karaçay, Balkar, Kumuk, Nogay gibi adlarla kabileler olarak varlığını sürdürmüştür ancak bu kavimlerin etnisiteleri yerli etnisite ile iç içe girerek dil dışında erimiştir. Bir Karaçay'ı komşusu olan Kabardeylerden ayırmak kolay değildir. Asyalı fizik özellikleri yerlilerden daha belirgin halde olmayan bu unsurlar kültür olarak da Kafkasya'nın diğer halklarından ayırt edilemez. Bununla birlikte asıl etki Kuzey Kafkasya'da siyasi birlik oluşturan Türk ve Tatar grupları eliyle gelmiştir. Museviliği kabul eden Hazar Hanlığı döneminde bölge dönemin güçlü uygarlıklarıyla ilişki kurmuş, ticaret dili Türkçe olmuş ve Türk yönetim biçimi olan toprağın kral çocukları arasında paylaştırılması geleneği her prensin yönetimi altındaki topraklarda farklı yönetimler kurması, kabilelerin yer yer kesin çizgilerle birbirinden ayrılması sonucunu doğurmuştur. Bugün yerli halklar arasında bir çok aile adı Turani adlardır ve farklı kabileler arasında aynı adlarla karşılaşılır. Hazarlar döneminde Terek kıyılarını yurt tutan Kabar adlı Hun Macar topluluğunun nereye gittiği belirsizdir ama bu gün orada Kabardey adlı bir halkın varlığı kesindir. Kumukların Borağan ailesinin Kabardeylerde Brağun, Çeçenlerde Barağan olarak korunması, bir çok yerli kabilede Akbaş, Tokmak, Karaçay, Duman, Tatar gibi Türkçe aile adlarının olması bu etnisitenin kalıntılarının günümüze kalmış olduğunu gösterir. Türk literatüründe Hun olarak adlandırılan Gun topluluğunun bu gün bir Çeçen taypı olarak Gunoy adıyla anılışı bu topraklarda hangi soydan insanların ne şekilde kaynaştığı, tam anlamıyla eski dilde ifade edildiği üzere "neşvünüma" bulduğu gerçeğini gözler önüne serer. 4) Semitik EtnisiteOrtadoğu'daki Arap-İbrani halklarının ait olduğu bu grup diğerleri kadar etkin olmamakla birlikte Kafkas halklarının yapısında izlerini barındırmaktadır. Bu etki daha çok dinen Museviliği benimsemiş ancak ırken İsrail oğlu olmayan Hazarlar döneminde yer etmiş olmalıdır. Bu çağlarda Orta Doğu’dan ve İspanya'dan Musevi ailelerin Kafkasya'ya gelmiş olduklarını tarihi belgelerden öğreniyoruz. Cumartesi gününe Şabat denmesi, Karaim, Kohen, Cutki gibi aile adlarının hala korunuyor olması onlardan kalmış bazı izlerdir.Bugün Dağıstan'da yaşayan Tat halkının Hazar kalıntısı olma olasılığı yoktur çünkü konuşulan dil Turani değildir. Bununla birlikte söylenceye dayanan bir görüşe göre onların Asur kralı Nabukadnezar tarafından İsrail'den çıkarılıp dağlara sürülen İbraniler olduğu görüşü daha gerçekçi görünmektedir. İkinci Sami etkisi 7.yüzyılda başlayan Arap akınlarıyla Kafkasya'ya girmiştir. Din tebliğinin bölgedeki halklarca kabul görmesi ancak şiddetli Hazar direnişi Arap akıncıların bu bölgede zorlanması sonucunu doğurmuştur. Arap orduları bu dağların güney yamaçlarında erimiş ve daha yukarıdaki Slav ve Turani topluluklara dinin ulaşması çok sonraki dönemlere kalmıştır. Bu çağlardan geriye kalan Dağıstan ve Çeçenistan bölgelerinde varlığını koruyan Arap adları, Arap aileleridir. Çerkesler arasında hala Kurayş adını taşıyan bir aile vardır. Evliya Çelebi, Çerkeslerin ve Arnavutların Moğol saldırılarından kaçmış Arapların torunları olduğunu yazar ve bazı aile adlarını delil gösterir. Ancak bu iddianın bilimsel olmadığı ortadadır. Bütün geçiş bölgeleri gibi bünyesinde bir çok zıtlığı, bir çok farklılığı ve bir çok özgünlüğü korur Kafkasya. Bu bölgenin şansı etekleri arasına aldığı her halkı özümseyip benimseyen geçit vermez dağlara sırtını dayamış olmasıdır. İskender'in ordularını da Moğol akınlarını da Tatar saldırılarını da bu dağlar durdurmuş vadileri arasında eritmiş, sonra onları kendisinden bir parça yapmıştır. Bu nedenle Çerkes kimliğinin bir tek etnisiteye mal edilmesi doğru olmaz belki bu konuda söylenecek en doğru söz Çerkes kimliğini oluşturan tüm unsurların kendi özelliklerini kaybedip diğerleriyle birleşmek şekliyle öncekilerden hiç birine tam olarak benzemeyen ama bu coğrafyaya özgü, bu dağları yaşam alanı olarak seçmiş yeni bir etnisite ve farklı bir halklar topluluğu olduğunu dile getirmek olsa gerek.

Kabardeyler

TarihKabardeyler kendilerini Kabardey, Ruslar ise Kabardintsi olarak adlandırırlar. Kuzey Kafkasya’nın merkez bölgesinde yaşarlar. Çoğunluk Kabardino-Balkarya Cumhuriyetinde yaşar. Ancak Adige Özerk İl’inde de bazı yerleşim birimleri vardır. Kabardeyler, kendilerini Adige olarak isimlendiren Kafkas kavimlerinin bir grubundan geliyorlar. Sonunda üç ayrı ulusal grup şekline gelen Kabardeyler, Çerkesler ve Adigeler aslında hepsi aynı kökten gelmelerine aynı adı taşımalarına (Adige) karşın Kabardey adı daha spesifik olmak bakımından yalnızca bir alternatif olarak kullanılır. Adige kabilelerinin orijinal yerleri Kuban havzasındaydı ama 14.yüzyıl sonlarında Büyük Kabardey olarak bilinegelen bölgedeki Terek nehrinin sol kıyısında bir çoğu yerleşmiş bulunuyordu. 15.yüzyıl başlarında Küçük Kabardey olarak bilinen yere de yerleştiler.Doğuya göçlerinde Adige’nin bir kolu Moğol işgali sırasında dağlara sürülen Alanlarla karşılaştı. Bu Adigeler kısmen asimilasyona uğradı. İşte Kabardeyler bu karışımın bir ürünüdür.Kabardeyler çevrelerindeki kavimlerin bir kısmını yönetimleri altına aldıkları için 15.yüzyılda güçlendiler. 16.yüzyılda Kabardeyler Kırım Tatarlarının saldırılarıyla yağmalandılar ve kısmen yönetimlerine girdiler. Aralarındaki ilişki her zaman düşmanca değildi. Zira Kırım Hanları çocuklarını yetiştirmeleri için Kabardey prens ailelerine gönderiyorlardı. Ayrıca Kırım'ın etkisiyle İslamiyet bu bölgeye iyice yerleşti. Kabardeyce zaten bir süreden beri Müslüman bulunuyordu (13.-14.yüzyıl cami kalıntıları bu bölgede bulundu). Buna karşın 1557'de Kabardeyler IV.İvan'a (Korkunç İvan), Tatarlara karşı korunmak için elçi gönderdiler. Bu istekleri yerine getirildi ve İvan'ın bir Kabardey prensesiyle evlenmesinden sonra ilişkiler daha da kuvvetlendi. 1561’de Ruslar Terek nehri üzerine bir kale inşa ettiler, 1567'de bir başka kale kuruldu. 17.yüzyılda Ruslar bölgeye iyice yerleşmiş ve Kafkasların daha derinlerine uzanmak için hazırdılar. Osmanlılar ve İranlılarda Kafkasları ele geçirmeye çalışıyorlardı ve 18.yüzyıl, arka arkaya savaşlara sahne oldu. Belgrad antlaşması(1739), Kabardey’i tarafsız bir devlet ve Osmanlılar ile Ruslar arasında bir tampon bölge durumuna getirdi. 1774'deki Küçük Kaynarca antlaşmasıyla bölge Ruslara bağlandı. Rusların Kafkasya’da yayılmaları sık sık yerli halkın isyanına neden oldu ve çok uzun, çok kanlı savaşlar olmasına karşın bu yayılma durdurulamadı. 20.yüzyıl bölgeye yeni karışıklıklar getirdi. Rus devriminden sonra milliyetçi partiler, Bolşevikler, Menşevikler ve Beyaz Ordu’nun üstünlük mücadelesi dolayısıyla Kafkaslar çalkantıya gömüldü. Kabardey'de üstünlüğü 1918'de Sovyetler sağladı. Ancak Kabardino-Balkarya ili, 16 ocak 1922'de kuruldu. 5 aralık 1936'da özerk cumhuriyet şekline dönüştürüldü. Ağustos 1942'de Almanlar bölgeyi 6 aylık bir süre işgal ettiler. Bir yıl sonra bütün Balkarlar Nazilerle işbirliği yaptıkları gerekçesi ile (Mart 1944'te) Orta Asya ve Kazakistan'a sürgün edildi. Balkar adı cumhuriyetin unvanından silindi ve 1957'de sürgün edilen halkların haklarının geri verilmesine kadar değiştirilmedi.Kabardino-Balkarya olarak da bilinen Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Kuzey Kafkasya'da Rusya Federasyonu içindedir. Doğu ve güneydoğusunda Kuzey Osetya, güneybatıda Gürcistan Cumhuriyeti, batıda ise Karaçay-Çerkessk Cumhuriyeti ile komşudur. Yüzölçümü 12.500 km2, Başkenti Nalçik olan cumhuriyetin 7 kasabası ve 8 yerleşim birimi bulunuyor. Ortalama nüfus yoğunluğu, 56.6 km2. Başlıca kaynakları molibden ve tungten depozitleri ve bunları işleyen fabrikalar, makine üretimi ve kimya endüstrisi, inşaat malzemeleri üretimi, kereste, gıda ve diğer hafif endüstrilerdir.Tarım alanında ise tahıl ziraatı (buğday ve mısır) meyve yetiştirme ve bağcılık,koyun,domuz ve at çiftçiliği,arıcılık ve ipekböcekçiliğidir.DilUlusal dil Kabardeyce'dir. Kafkas dillerinin Kuzeybatı gruplarından Abhaz-Adige alt grubuna bağlıdır. Bu dil Kabardino-Çerkes olarak bilinir, çünkü bu iki dilin (Kabardey-Çerkes) tek yazın dili oluşturduğu kabul edilmektedir. Çok yakın olan diğer diller Abhaz, Abazin ve Adige'dir. Özellikle Adige dili Kabardeyce ile çok yakındır ve Kabardeyler de Adige grubuna dahil olduğu için her iki dil Adiga-bze (Adige dili) olarak adlandırılır. Kabardey dilinde dört lehçe vardır: Büyük Kabardey, Mozdok, Beslan ve Kuban. Büyük Kabardey ve özelliklede Beslan lehçesi yazın dili için esas alındı. Lehçeler arasındaki fark özellikle çok az ve çoğunlukla fonetik ve morfolojiktir. Sözcük hazinesi Arapça, Türkçe, Rusça ve Farsça'dan çok sayıda sözcük içerir. Yerli sözcük yapılarında ilk göze çarpan özellik eş sesli ve çok anlamlı olmasıdır. İlk Kabardey gramer kitabı Pedagog Sh. B. Nogmov (1840-1843) tarafından derlendi. İlk Kabardeyce-Rusça sözlük 1889'da çıktı. Sovyet yönetimi döneminde Kabardey dilinin bazı yönleri (tarihi gelişimi, lehçe farlılıkları vb) kısmen detaylı olarak çalışıldıysa da yönetim,hukuk, ve resmi prosedürde Rusça kullanılır. Ancak teoride gerekirse Kabardeyce'de kullanılabilir..Eğitim1958 de Kabardeyce 1.ve 4. sınıflarda eğitim dili olmasına karşın 1972’lerden sonra öğretim dili Rusça olan okullarda seçmeli ders olarak verilmeye başlandı. Son dönemde ise eğitim dili Rusça olmakla birlikte Kabardeyce-Adigece de ilkokuldan liseye kadar zorunlu ders, üniversite de ise isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Cumhuriyet'te 1957’de kurulan bir üniversite, jeofizik enstitüsü, ekonomi, dil tarih ve edebiyat araştırmaları enstitüsü bulunmakla birlikte bu kurumlarda Kabardeyce eğitim verilmemektedir (yalnız isteyenler için seçmeli ders olarak okutulmaktadır).İlk Gazete 1920 yılında yayınlanmıştır. Şu anda Kabardeyce, Rusça ve Balkarca gazeteler yayınlanmaktadır. Yine belirtilen dillerin hepsinde radyo ve sınırlı sürelerde olmakla birlikte tv yayını yapılmaktadır (ortalama günde 4 saat).1980 yılı içerisinde Kabardeyce yayımlanmış kitap baskı adedi 172.000’dir. Cumhuriyet'te bu güne değin 1923-1924 Latin harfleri, 1924-1936 Latin harfleri (Yakovlev'in versiyonu), 1936 Kiril alfabesi alınmış olup sonuncusu günümüzde de kullanılmaktadır. Nüfus ve DağılımBölgesel Dağılım: Nüfusun %94.4'ü cumhuriyette , %5.6'sı Rusya ve eski Sovyetlerde yerleşiktir.Etnik kompozisyon : %45.5 Kabardey - %9.0 Balkar - %1.5 Osetyalılar - %35.1 Ruslar - %1.8 Ukraynalılar - %7.1 diğerleriKent, kırsal kesim dağılımı: Kentler: Kabardeyler %20.8 - Balkarlar %4.9 - Osetyalılar %1.9 - Ruslar %60.1 - Ukraynalılar %3.0 - Diğerleri %9.2 Köyler : Kabardeyler %67.0 - Balkarlar %12.2 - Osetyalılar %1.2 - Ruslar %16.3 - Ukraynalılar %0.6 - Diğerleri %2.7 Okuma yazma oranı:Bu konuda yeni dönemi yansıtan kesin rakamlar olmamakla birlikte okuma yazma oranı %99’dur. 1970 sayımlarına göre her 1000 kişiden 30'u yüksekokul , 417'si lise ve 290'ı ilkokul mezunudur.Yne 1980 yılında yapılan bir sayıma göre anadilini Kabardeyce olarak belirtenlerin oranı %97.9, Rusça'yı ikinci dil olarak belirten ve iyi bilen Kabardeylerin sayısı %76.7 dir