19 Ekim 2009 Pazartesi

Osetler Kimdir?

"İberya bölgesinde, Ermeni ve Midyan benzeri giyinen, barışçıl ve çiftçiliğe meyilli bir halk yaşar. Dağlık ülke, bunun aksine, İskit ve Sarmatların ki, onlar da çiftçilikle uğraşmaktadır, komşusu ve akrabası olan, onlarla aynı geleneği paylaşan sıradan insanlar ve savaşçılar tarafından iskan edilmiştir.Herhangi bir ters duruma karşın, kendi içlerinden, İskit ve Sarmatların içinden binlerce savaşçı ortaya çıkarmışlardır."Strabon, eski Yunan tarihçisi ve Coğrafyacısı (MÖ66 - MS24)Genellikle Kafkasya'nın dağlık bölgesinin ortasında yaşayan, yaklaşık 600 bin kişilik küçük bir halk olan Osetler hakkında belki de dünyanın bir çok ülkesinde birbirinden farklı yüzlerce kitap, bilimsel makale yazılmıştır. Dünyanın en önemli tarihçilerinin, dilbilimcilerinin, arkeologların ilgisini Kafkasya'nın dağlık bölgesinde yaşayan bu kadim halka yönelten sebep nedir?Çağdaş Osetleri tanıyabilmek için binlerce yıl geriye; inanılanlara göre diğer kavimdaşlarından soyutlanıp Orta Asya ve Kuzey İran'dan ayrılan, Hint-Avrupa ırkına mensup olan insanların zamanına dönmek gereklidir.Massaget ortak ismiyle bilindikleri bir zaman sürecinde bu insanların bir bölümü savaşçılık ve inatçılıklarıyla öne çıktılar. Daha sonraları, geriye Avrupa kıtasına göç etmeye başladılar ve eski İran dili konuşan bu Massaget halkı görünüşe göre bir çok etnik dala ayrıldı, en belirgin olarak Yazuglar, Sarmatlar, Roxolanlar (ya da Ruslanlar), Aorsler, Alanlar, Saklar ya da söylenegelen üzere Sarmat kabilelerine ayrıldı. Genellikle farklılıklar sadece geleneksel ve "Alanorslar" gibi adlarda. Dilleri diğer kavimlerce de konuşulan, akraba İskit kabilelerinin öncüllüğünde Avrupa'ya yayıldılar. Ünlü eski yazar Joseph Flavious, örneğin Alanları, İskitlerin Tanais (don) Nehri ve Azov Denizi etrafında yaşayan bölümü olarak tanımlar. Diğer eski tarihsel kaynaklar, şu ana kadar Pro-Hazar Massagetlerini "İskit Kavmi" olarak kabul eder. Bazı araştırmacılar ise Sarmat kabilelerinin MÖ 6-4. yüzyıllar arasında Kuzey Pro-Hazar ve Pro-Ural bölgelerinde ortaya çıktığına inanırlar.Avrupa kıtasının geniş güneydoğu bölgesi boyunca yapılan göç sonucunda, birbirleriyle kurdukları kavimsel birliktelikler sayesinde Sarmatlar yüzyıllar boyunca dünyanın bu bölgesindeki dominant etnik unsur olmuşlardır. Örneğin Aorslarların Çar'ı ihtiyaç halinde 200 bin kişilik süvari birliği toplayabilmekteydi.Modern Osetlerin şu an yaşadığı bölge olan Kuzey Kafkasya ve neredeyse tüm Transkafkasya'ya ilk yerleşimleri İskitler tarafından yaklaşık olarak MÖ 7. Yüzyıllarda gerçekleşti. İskit malzeme kültürü eserleri Güney Osetya'da ve Gürcistan'ın merkezi bölgelerinde bulundu. Kuban kültürünün yerli kabilelerini asimle ederek, bundan 3500 yıl önce orta Kafkasya'da ortaya çıktılar. Bu kültürün, zamanının halkları arasındaki çok gelişmişliğinin ispatı olarak bugüne kadar korunmuş olan tunç ve demir silahlar, aletler, mücevherat ve çömlekler gösterilebilir. Bunlar yalnız Validkavkaz, Nalçik, Grosni'deki Kafkasya müzelerinde değil, Rusya Federasyonu'nun en iyi müzeleri olan - Devlet Zaviyesi, Devlet Tarih Müzesi'nde sergilendiği gibi; Berlin, Viyana, Lyon ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de ziyaretçilerin beğenisine sunulmaktadır.İskitlerin, eski Kuban kültürüyle karışması, bugünkü Oset halkının oluşmasında önemli bir platform görevi görmüştür. 2500 yıl önce İskitleri izleyerek Kafkasya'ya gelen Alan-Sarmat kabileleri bu bölgede kendilerine çok yakın buldukları İrani dil konuşan halklarla karşılaştılar. (Eski Yunan tarihçisi Heredot, kendisinden "Tarihin Babası" olarak bahsedilir, Alanları bazen İskitlerden ayırmanın zor olduğundan bahsediyor ve Starbonla Procopius Cesaerian, Alanların bozuk bir İskitçe kullandıklarına işaret ediyor.)MS 5-6. yüzyıllarda, Alanlar daha önceleri baskınlar düzenledikler Transkafkasya'ya nüfuz ettiler ve kabul edilen bazı eski kaynaklara göre ("Ermeni Coğrafyası" gibi, MS 7.yy ) tamamına yerleştiler. Transkafkasya'nın Alanik-Sarmat nüfusu, Hun akınları süresince yeniden oluştu. 10-12. yüzyıllarda Osetlerin Alanya Feodal Devleti eski dünyanın en güçlü devletlerinden biri olmaya başladı. Sonuç olarak üstün Tatar-Moğol kuvvetlerinin yıkıcı istilaları nedeniyle yıkıldı. Tesadüftür ki, güçlü Alanlar, pratikte Moğolların açık savaşta tek seferde yenemedikleri ilk halk olmuşlardır. Hatta Moğollar, Alanların ana müttefiklerin olan Kıpçaklara rüşvet vererek onlara ihanet etmelerini sağlamak zorunda kalmışlardır. Alanların bir kalesi, tahminen Magas şehrinde, Moğollar tarafından 12 yıl kuşatma altında tutulmuştur. (Aynı şey Plano Carpini ve eski Arap tarihçisi Ebul Fada tarafından da teyit edilmiştir.)Peki Modern Osetleri onların efsanevi İskit ve Alan soylarına bağlayan şey nedir? Her toplumun ruhu, onun dilidir. Günümüzde Osetler, Digoron diyalektiğinde en az değişim gösteren İskit dilini konuşuyorlar. Büyük Sovyet Ansiklopedisi'nde ( 3.baskı) bu konu hakkındaki makalede şöyle diyor: "İskit-Sarmat diyalektlerinin neslinden olan bir dil de; Kafkasya'daki Osetlerin dilidir."Dilin dışında Osetler, özellikle ocak zincirinin dokunulmazlık ve kutsallığı gibi bir çok İskit gelenek ve göreneklerini korumuşlardır. İskit-Sarmat mirası, milli karakter özellikleri ve dış görünüş açısından da Osetlerin varisliğindedir. Osetler, açıkça bir Hint-Avrupa halkıdır, pek azı kumral-sarı veya kestane rengi saçlara, gri ya da mavi gözlere sahiptir. Aynı özellikler bilindiği üzere pek çok Sarmat'ın doğuştan sahip oldukları niteliklerdir. Osetlerin milli karakterlerinden bahsedersek, şüphesiz biri bunun iki tane olduğunu söyleyecektir, en karakteristik tarafları olarak; müthiş misafirperverlikleri ve güçlükler karşısındaki kararlılıklarıdır.Günümüzde Osetler, modern bir halktır ve bazı açılardan göze çarpan durumları söz konusudur. Yaklaşık 190 Oset, ihtilal öncesi Rusya'sının en üstün askeri payesi olan "St.George Haçı"na sahiptir ki, bazıları birden fazla sayıda...Rus Çarlığı’nda ve Sovyet Ordusu’nda 70 general ve amirale sahip oldukları bilinmektedir. 600 binden daha az bir nüfusa sahip olmalarına rağmen, bir çok spor dalında 30 Dünya Şampiyonu çıkarmış ve bunlardan bazıları Avrupa Şampiyona ve turnuvalarında altın madalya kazanmıştır. Kuzey Osetya'nın futbol takımı "Alania" 1995'te Rusya Federasyonu Şampiyonu oldu ve toplamda iki kere Rusya'nın en iyisi unvanını elde ettiler. Osetler, eğitimli bir toplum olarak bilinmektedir. Kuzey Alanya Cumhuriyeti Rusya Federasyonu içerisinde halkın eğitim düzeyi açısından en iyi on bölgeden biri olarak değerlendirilmektedir. Kuzey Osetya'daki öğrenci yüzdesi, Almanya, İngiltere gibi çok gelişmiş ülkelerdeki oranlardan kat be kat yüksektir. Bir çok Oset, bağımsız devletler topluluğu ülkelerinde yaşamakta ve bir çok firmada üst düzey yönetici olarak görev yapmaktadır. Orkestra kondüktörü Valery Gergiev, ismi dünyanın en iyi orkestra şefleri arasında geçer, şair Kosta Khetagurov, balet dansçı Svetlana Adyrkheva, isimleri anayurtlarının sınırlarından taşan ünlü şahsiyetlerden bir kaçıdır.

Abhazya'da Özel Günler

1/2 Ocak - Yeni Yıl
7 Ocak - Noel (Ortodokslarda)
14 Ocak - Azh'yrnykhua (Barış Günü)
8 Mart - Kadınlar Günü
9 Mayıs - Zafer Günü
23 Mayıs - Aziz Simon Günü
31 Mayıs - Sürgün Günü
30 Eylül - Abhazyanın Bağımsızlığı
11 Ekim - Abhazya Silahlı Kuvvetler Günü
26 Kasım - Abhazyanın Kuruluşu
14 Aralık - Abhazya-Gürcistan savaşında ölen çocukları anma günü.
23 Temmuz - Abhaz Bayrağı Günü
14 Ağustos - Şehitler Günü

18 Ekim 2009 Pazar

ADIGEY OZERK CUMHURIYETİ

Adıge Cumhuriyeti (Rusça: Респу́блика Адыге́я; Adıgece: Адыгэ Республик), Rusya Federasyonu’nun federe cumhuriytelerinden biridir. Kafkas Dağlarının kuzeyinde, Krasnodar Kray sınırları içinde yer alır. Cumhuriyetin translitarasyon olarak adı Respublika Adigeyadır. Cumhuriyet, Adigeya olarak da bilinir. Adıge Cumhuriyeti adını, günümüzde nüfusu cumhuriyette azınlık haline gelmiş olan (% 24.2) Adigelerden alır. Başkenti Maykop'tur (2006'da 167.900).Yüzölçümü 7.600 km.kare (Krasnodar Barajı ile birlikte 7.800 km.kare),nüfusu 447.109 (2002).Nüfus yoğunluğu km.kare başına




Yönetimi Rusya Fedarasyonu üyesi Adıgey Cumhuriyeti'nde (AC),Adıge ve Rus dilli nüfusun siyasal temsil eşitliği ilkesine (paritet) dayanan yarı parlamenter bir sistem yürürlüktedir.Yasama organı olan AC Devlet Parlamentosu-Khase (Хасэ) iki kanatlı ve toplam 54 üyelidir:Khase,9 rayonun her birinin üçer üye ile temsil edildiği ve daha çok Adıgece konuşan üyelerin seçildiği 27 üyeli bir (üst) kanat;rayonların nüfuslarına göre temsil edildiği ve daha çok Rusça konuşan üyelerden oluşan 27 üyeli ikinci bir kanattan oluşur (Alt kanat ya da temsiciler meclisi). Böylece çoğunluktaki Rus ve azınlıktaki Adıge nüfusun siyasal temsil eşitliği (paritet) sağlanır. Adige Cumhuriyeti Devlet Başkanı 5 yıl görevde kalır,daha önce seçilmek için Adıge ve Rus dillerini birlikte bilme koşulu aranırken,daha sonra,Adige Cumhuriyeti Anayasası'nda yapılan bir değişiklikle, Rusça bilmek yeterli sayılmıştır.Sonra Rusya Fedarasyonu'nda yapılan yeni bir yasal değişiklikle,RF Devlet Başkanına,bir prosedüre göre devlet başkanını atama yetkisi verilmiştir.Nitekim Aslan Carım ve Hazret Sovmen seçimle iş başına gelmişlerdir.Ama 13 Ocak 2007 'de görev süresi sona eren Hazret Sovmen'in yerine,Aslançerıy Thak'uşın (Тхьак1ущынэ Аслъанчэрый;A.Thakuşinov,d.1947,Vılap köyü,Krasnogvardeysk rayonu,AC)RF Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından atanmış ve bu atama kararı 13.12.2006'da AC Devlet Parlamentosu-Khase tarafından da onanarak,13.01.2007 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiş ve böylece Maykop Devlet Teknoloji Üniversitesi rektörlüğünden gelen Prof.Dr.A.Thak'uşın, Adigey Cumhuriyeti 'nin atanmış Devlet Başkanı olarak göreve başlamıştır. Bakanlar Kurulu, Parlamento (Khase) dışından Devlet Başkanı tarafından atanmakta ve görevden alınabilmektedir.Atamanın yürürlüğe girmesi için Khase onayı da zorunludur.Başbakan Vladimir Samojenkov başkanlığında yeni Bakanlar Kurulu oluşturulmuştur ('Adıge maq' gazetesi (internet),18.01.2007). Yerel idari birimler ve belediye kuruluşları da Başkan'a ve Khase'ye,görev alanları dahilinde bağlıdır.Yargı,yüksek (Adalet Divanı) ve alt kademe mahkemelerden oluşur (bk.Adıgey Cumhuriyeti Yasaları,"AC Anayasası",Ankara,2000). İdari bölümler Adıgey, iki kentsel alan, yani Maykop (Adıgece :Mıyequape/Мыекъуапэ)(167.900) ve Adıgeysk (12.209) kentsel belediye yönetimiyle, yedi rayon (ilçe) birimine ayrılır Adıge köyleri de bulunan Tahtamukay (Texhutemıquay 65.674 nüfus), Tevçejsk (Teuçoj,19.951nüfus), Krasnogvardeysk (31.536), Şogenovski (Şeudjen,16.388) ve Koşehablski (Koşhabl,31.296) ile,ağırlıklı Rus nüfuslu Giaginski (Djedje,33.458) ve Maykopski (Mıyequape,58.485) rayonları. Kentsel alan ve rayonlar,kendi içinde "okrug" (bucak) denilen daha küçük idari birimlere ayrılır.Bütün bunların yerel meclis ve yürütme komiteleri (idare) bulunur

Rus Çerkes Savaşı ve Çerkes Soykırımına Dair Raporlar ve Tanıklıklar

Rus Çerkes Savaşı ve Çerkes Soykırımına Dair Raporlar ve Tanıklıklar Çar I.Petro (1722) : “Rusya’nın çıkarları için mümkün olabildiği kadar İstanbul’a ve Hindistan’a yaklaşmak lazımdır. Buraları elinde tutan Dünya’ya hükmeder. Bunun için de ne gerekiyorsa onu yapmalıyız...”Rus General Tsitsianov (1804): “ Kanım kazanda gibi kaynıyor, asilerin kanıyla topraklarınızı sulamak arzusuyla bütün organlarım sarsılıyor... Size diyorum ki benim süngü, gülle ve kan nehri metodumla topraklarınızda akan nehirlerin suyu bulanık akmayacak, ailelerinizin kanıyla boyanmış olarak kıpkırmızı akacak.”Grand Dük Michael: “ Dağlılar teslim olmuyor diye biz görevimizi yarıda bırakamazdık. Yarısının temizlenebilmesi için öbür yarısının yok edilmesi gerekiyordu.” Prens Baryatinski (Çar Naibi): “Karadenizin kıyılarını bir Rus denizi ve toprağı haline getirmek için dağlıları kıyıdan temizlemek zorundaydık. Dağlı Çerkeslere ulaşabilmemize engel olan Kuban ötesi halkların da tümüyle yerlerinden kaldırılması gerekiyordu.”Kafkasya Orduları Kurmay Başkanı Milyutin: “..Dağlıları, zorla ve bizim istediğimiz yerlere göndermeliyiz. Gerekiyorsa Don yöresine sürmeliyiz. Bizim esas gayemiz Kafkas dağlarının eteklerindeki bölgelere Rusları yerleştirmektir. Ancak bunu şimdiden dağlılara hissettirmeyelim...” M.İ. Benyukov: (Dağlılara karşı savaşan ve anısını yazan): “Batı Kafkasya’nın iskanı ile ilgili resmi projenin uygulanmasından sorumlu Kont Yevdokimov, Kuban bölgesiyle pek ilgilenmiyordu. Çok pahalıya mal olan savaşı bitirebilmek için bütün dağlıların denizin karşı tarafına kovulması O’nun hedefiydi. Kuban ötesinde kalanların da tehlikeli olma ihtimaline karşın, sayılarının azaltılması ve yaşam şartlarından yoksun kılınmaları için her çareye başvurmaktı.” Kont Yevdokimov’un Savaş Bakanlığı’na 1863 Kasım ayında gönderdiği yazıdan: “Batı Kafkasların fethi ile ilgili plan açısından şimdi de kıyı şeridini temizlemeliyiz...” (Devlet Tarih Arşivinden)Rus Tarihçi Sulujiyen: “Dağlılar teslim olmuyor diye biz davamızdan vazgeçemezdik. Silahlarını alabilmek için yarısının kırılması gerekti. Kanlı savaşta bir çok kabile tümüyle yok oldu. Ayrıca,çoğu anneler bize vermemek için kendi çocuklarını öldürüyorlardı...”Rus Tarihçi Zaharyan: “Çerkesler bizi sevmezler. Biz onları, özgür çayırlarından çıkardık. Avullarını yıktık. Bir çok kabile tümüyle yok edildi...”Rus Tarihçi Y.D. Felisin: “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkes köyü ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha için atlara çiğnettik, sonuçta bir harabeye dönüştü." Kont Lev Tolstoy: “Köylere gece karanlığında dalıvermek adet haline gelmişti. Gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerinin,ikişer üçer evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki, bunları hiçbir rapor görevlisi aktarmaya cesaret edemezdi...”Muhaliflerden N.N. Rayevski:” Bizim Kafkasya’da yaptıklarımız, İspanyolların Amerika topraklarında yürüttükleri savaşların olumsuzluklarının aynısıydı. Dilerim ki, Yüce Tanrı Rus tarihinde kan izlerini bırakmasın...” Çar II. Alexander’nin Kont Yevdokimov’a kutlama mesajında : “Üç yıl içerisinde Batı Kafkasya’ya boyun eğdirilerek uyuşmaz yerli halkları temizleyip çıkardınız. Uzun yıllar süren kanlı savaşın zararlarını kısa sürede bu verimli topraklardan çıkartabiliriz...” Jan Karol: “Rusya’nın Kafkasya’yı fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Kafkas dağlılarının direnişini kırabilmek için 60 yıllık askeri terör ve kıyım gerekti...”Hakhurat Ş.Y.- Liçkov L.S. “Adıgeya isimli kitaplarında: “Çarlık yönetimi, yüz binlerce Çerkesi Kafkasya’dan sürgün etti. Kanlı savaşla dağlı halkları vatanlarından kovarak yok ettiler...”Grand Dük Michael: Savaşın sonlarında Kafkasya’ya geldiğinde, Çerkes beylerinin mağlup olduklarını, Rus yönetimini kabul ederek kendi topraklarında yaşamalarına izin verilmesini istediklerinde verdiği cevap: “Size bir ay süre veriyorum. Bir ay içerisinde ya Kuban ötesinde gösterilecek yere gidersiniz ya da Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içerisinde sahile inmeyen köylüleri ve dağlıları savaş esiri sayıp ona göre işlem yapacağız.”Y. Abramov Kafkas Dağlıları kitabında: “O zamanlar dağlıların başına gelenleri anlatmaya sözcüklerin gücü yetmez. Binlercesi yollarda, binlercesi açlık ve sefaletten öldüler. Kıyılar ölü ve ölmek üzere olan insan doluydu. Annesinin soğumuş cesedinde süt arayan yavrular, donup öldüğü halde çocuğunu kucağından bırakmayan analar ve sırf ısınmak için sıkışarak yattıkları yerde birlikte donarak ölen gruplar, Karadeniz sahilinde olağan manzaralardı...”Rus İ. Dzarov : “ Osmanlı’ya göç etmek üzere yola çıkanların yarısı bile oraya ulaşamadı. Bu denli bir perişanlık insanlık tarihinde çok azdır.”Rus St.Petersburg Gazetesi: “Savunmaları ile ölümsüzleştirdikleri sahillerden kaçış başladı. Çerkesya artık yok. Dağlardaki artıkları da askerlerimiz yakında temizleyecek ve savaş kısa zamanda sona erecek...”Prens Mihail''in Yevdokimov''a mektubu (1863):“ Abzehlerin itaat ettiğini, Ubıhların yenildiğini bildiren raporunuza çok sevindim... Kafkaslar''ın kuzey yamacına cesur birlikleriniz boyun eğdirdi. Güneybatı yamacınında bize düşman vahşi halktan temizleneceği, şimdiye kadar girilemeyen Karadeniz''in doğu kıyısının da Rus nüfus yerleştirilerek gerçekten Rus olacağı zaman yakındır. Ümit ediyorum ki, bu an yakında gelecek ve itaat etmiş bütün Batı Kafkasya''yı imparatorun ayakları dibine sereceğiz.”Dekabrist Lorer: ‘’Zass, karargahının yakınında, özel olarak yapılmış küçük bir tepenin üzerine, mızraklara geçirilmiş, sakalları rüzgarda uçuşan Çerkes kafaları dizmişti. Bu iğrenç tabloyu seyretmek üzüntü vericiydi… Bir gün Zass, davetlisi bir hanımın ricası üzerine düşman kafalarını kaldırmayı kabul etti. Bizde o sırada misafiriydik. Generalin çalışma odasına girdiğimizde dayanılmaz, iğrenç bir kokuyla sarsıldım. Zass gülerek, yatağın altında kafaların konduğu sandıkların bulunduğunu söyleyerek şaşkınlığımızı giderdi ve camlaşmış gözleriyle korkunç şekilde bize bakan birkaç kafanın bulunduğu kocaman bir sandığı çekip çıkardı. ‘’ Onları neden burada tutuyorsunuz’’? diye sordum. ‘’ Onları kaynatıyorum, temizliyorum ve anatomi çalışmaları için Berlin’deki profesör dostlarıma gönderiyorum’’ diye karşılık verdi.Rus Kazak kadınları Çerkeslerle yapılan savaşlardan sonra savaş alanında dolaşarak Alman asıllı General Zass’ın iyi para ödediği Çerkes kafalarını kesiyorlardı. Zass, bu vahşi uygulamadan vazgeçmesi için üst makamları tarafından uyarılana kadar birçok kafayı kaynatıp temizledi ve Berlin’e gönderdi. Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar Gazeteleri: “Ruslar, Kafkasya’nın tamamını yerle bir ettiler. Köyleri ateşe verdiler. Savaştan sonra da yerli halkları vatanlarından sürüyorlar, onlar da terkediyorlar...”Fransız Gazeteci A. Fonvill: “Gemicilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. Biraz su ve ekmekle yola çıkmışlardı. 5-6 günü aşınca bunlar tükeniyor ve açlıktan salgın hastalıklara yakalanıyorlar, yolda ölüyorlar ve onlar da denize atılıyorlardı. 600 kişiyle çıkan gemiden ancak 370 kişi sağ çıkabilmişti.”Polonyalı Albay Teophil Lapinsky: “Göçmenlerin sorunu felakete dönüşüyor. Açlık ve hastalık had safhada. Trabzon’ gelen 100.000 kişi 70.000 kişiye indi. Samsun’a 70.000 kişi indi. Günlük ölü sayısı 500 kişidir. Trabzon’da bu sayı 400 kişidir. Gerede Kampı’nda 300 kişi, Akçakale ve Sarıdere’de günlük ölüm 120-150 kişi arasındadır. İtalyan Dr. Barozzi’nin raporlarında şu ibareler dikkat çekicidir ''''İnsanlar,uzun süre bitkiler,bitki kökleri ve ekmek kırıntılarıyla hayatta kalmaya çalışıyorlar.”Rus Araştırmacı A.P.Berge: “ Novorovski koyunda 17.000 kadar dağlının toplandığı kıyıda gördüklerimi unutamam. Onların bu durumunu görenler Hıristiyan da olsa, Müslüman da olsa, Ateist de olsa dayanamaz, çökerdi. Kışın soğuğunda, karda evsiz, yiyeceksiz ve doğru dürüst giyeceksiz bu insanlar tifo, tifüs ve çiçek hastalığının pençesindeydiler. Anasız kalmış çocuklar ölmüş annelerinin göğsünde süt arıyorlardı... Rus tarihinin yüz karası olan bu acılı sayfa Adige tarihi açısından büyük zararlara yol açtı. Sürgün, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerinin tarihini ve politik bir birlik olma sürecini uzun yıllar kesintiye uğrattı.”İngiliz Elçi Lord Napiyer: “Çerkeslerden boşaltılan yerlere derhal Slavlar veya başka Hıristiyanlar yerleştiriliyorlar.”İngiliz Konsolos Gifford Palgrave: “17 Nisan 1867 günü tüm Abhazya’yı dolaştım. Rus olmamaktan başka bir suçu olmayan Abhaz halkının böylesine yok edildiğine ve ülkenin tahrip edildiğine tanık olmak çok acı verici...”İngiliz Konsolos R.H.Lang: “Samsun’dan çıkan 2718 yolcu Kıbrıs’a geldiğinde 853 kişi ölmüş ve diğerleri de ölüden farksızdı. Günlük ölüm sayısı 30-50 arasındadır.” İngiliz Parlamenter M. ANSTEY’in Parlamentoda ki konuşması : “İngiltere’yle ticari ilişkiye girmeye inandırılmış, İngiliz yandaşı yapılmış olan Çerkesya’ya ihanetle suçluyorum sayın Lord Palmerston’u. Hindistan’daki çıkarlarımızla beraber Bağımsız Kuzey Kafkasya’yı bilerek ve iterek Ruslara teslim ettiğiniz için aynı zamanda İngiltere’ye de ihanet ettiniz...”Lord Palmerston 8 yıl sonra aynı parlamentoda konuşurken şunları der: ”Sayın Lordlarım, Çerkesleri kendi başlarına büyük felaketlerle baş başa bıraktığımız doğrudur. Oysa, biz onlardan yardım istedik ve onları büyük fedakarlık ölçüsünde de kullandık...”Pinson: “Karadeniz sahilinde Çerkeslerin ölüm oranı % 50’ye yakındır. Sırf Trabzon’da 53.000 kişi öldü. Savaş artığı “yüzen mezarlar” olan gemilerden kaç tanesinin battığı bilinmiyor. Kafkasya’dan Balkanlara sürülen aile sayısı 70.000 ailedir. Edirne: 6.000, Silistre-Vidin: 13.000, Niş-Sofya: 12.000, Dobruca-Kosova-Priştina-Svista: 42.000 ailedir. Yaklaşık 350.000 kişi. Ölüm oranı daha az ve % 15-20 dolaylarındadır...” A.P. Berje: Novorosisk limanında 17.000 Çerkes’in çektiği eziyeti ve başlarına gelen afetleri hayatım boyunca unutmayacağım. Kış aylarına rastlayan bu dönemde onca insan burada bir aydan fazla bekletildiler. İnsan kalbine kılıç gibi saplanan bir çok olaya şahitlik ettim. Ruslar Çerkesler’e hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kağıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım?Shutsejuko Tseyko’nun Çar II. Alexander’a cevabı: ( Çar II. Alexander, 1861’de Kafkasya’ya gelmiş. Çerkesler’e kayıtsız şartsız itaat etme ve dağlık bölgelerden inip bataklık düzlüklere yerleşme şartını koşmuştu.)’’Belki Kafkasya Rus olacak ama Çerkesler damarlarında kan aktıkça Rus Çarının kölesi olmayacaklar, sağken vatanımızı teslim etmeyeceğiz. Ölüm köle hayatından iyidir. Atalarımızın savaşçı şanına leke sürdürmeyeceğiz; ''''Ye tl’ın Ye tl’en - Ya kahraman ol ya öl.'''' Kaynaklar: Nart Dergisi , Çerkes Sürgünü: 21 Mayıs 1864, Sayı 24 - Mayıs, Haziran, 2001 Dumanish Avledin: Çerkes Kültürü Üzerine Etüd, Kayseri Kafkas Derneği Atlas Dergisi, Çerkesler, Kafkasya''daki Çerkesya, Anadolu''daki Kafkasya, Sayı 120 - Mart, 2003

Kafkasya Neresidir?


Kafkasya denildiğinde, Karadeniz ile Azak Denizinin doğu kemsini ayıran Anapa yarımadasından başlayarak hazar denizi kıyısındaki Apşeron yarımadasına ulaşan Büyük Kafkas dağları ve bu dağların iki yanında uzanan topraklar kastedilir. Kafkas dağlarının ikiye ayırdığı Kafkasya’nın güneyinde Gürcistan ve Azerbaycan ülkeleri yer alır. Bu bölgeye çeşitli kaynaklarda Traskafkasya da denilmektedir. Kuzey de yer alan ve Rusya’nın hakimiyeti altında bulunan Kuzey Kafkasya olarak bilinen bölgede ise Adigey , Abhazya , Karaçay-Çerkes , Kabardey-Balkar , Kuzey Osetya , Güney Osetya , İnguşetya, Dağıstan ve halen bağımsızlığını kazanmak için savaş veren Çeçenya ülkeleri bulunur. Genellikle dağlık bir bölge olan Kafkasya, topografik açıdan çok farklı özelliklere sahiptir. Bölgeyi kuzey batıdan güney doğuya doğru uzanarak ikiye bölen Kafkas dağları yaklaşık 1200 km uzunluğunda ve 110-180 km genişliğindedir. Kafkaslar üzerinde en yüksek zirveler Elbruz (5642m) ve Kazbek (5033m) dağlarıdır. Büyük Kafkas dağlarını her iki tarafa bağlayan en önemli iki geçit Daryal ve Derbent’tir. Tarih boyunca büyük öne taşımış olan Daryal geçidi Kazbek dağının eteklerinden kuzeye akan Terek nehrini takip ederek kuzeye ulaşırken, Derbent geçidi daha doğuda Hazar kıyısında yer alır


UZUNYAYLA ÜZERİNE

Uzunyayla Kafkas kökenli 66 köyün yaşadığı bir platonun,bir coğrafi bölgenin adıdır. Kışları soğuk,yazları kurak ve toprakları verimsiz bir bölgedir. 50 yıl öncesine kadar bölge sakinleri kendi kendilerine yetecek kadar bir yaşam sürmektelerdi.Uzunyayla'da geçim kaynağı genel olarak atçılık ve hayvancılığa dayalı idi. En iyi koşu atları bu bölgede yetiştirilirdi. Türk Ordusunda atın binek ve koşum hayvanı olarak kullanıldığı yıllarda,at ihtiyacının önemli bir bölümünü Uzunyayla karşılamıştır.Böylece atçılık bölgeye önemli bir ekonomik katkı sağlamıştır. Esasen Uzunyayla iklim ve toprak yapısı itibariyle hayvancılığa elverişlidir. Ancak 1950-1954 yıllarında Marchal yardımı ile kredili traktör satışları başlayınca pek çok aile bu traktörlerden temin ederek tabir yerinde ise yeri göğü sürdüler ve mera bırakmadılar. Fakat bunun karşılığında verimde alamadılar. Bugün geriye dönüp o verimsiz toprakları tekrar mera haline getirmek uzun yılları ve yoğun çalışmayı gerekmektedir. Şimdilerde bölge insanlarının aldıkları bu tecrübelerden dolayı hayvancılığa dönüş başlamıştır. Uzunyayla şenlikleri kapsamında yapılan tarım ve hayvancılıkla ilgili panellerde bu işler uğraşanların daha da bilinçlenmesini sağlamıştır. 1946 yıllarından bu yana Uzunyayla'ya ekonomik anlamda hiç bir yatırım yapılmamıştır. Bu zor yaşam şartları bölge nüfusunun önemli oranda azalmasına neden olmuştur.1950 yılında Pınarbaşı'na bağlı 55 köyün nüfusu 43.800, 1990 yılında 19.600 iken, 1997 sayımlarına göre nüfus 16.000'e düşmüştür. Özellikle İstanbul ve Kayseri'ye yoğun bir göç gerçekleşmiştir. Bu durum bölgeyi olumsuz etkilemektedir. Köylerin boşalmasının ikinci önemli nedeni eğitim sorunudur. Geçmiş yıllarda Uzunyayla'lı ailelerin pek çoğu mutlaka çocuklarından birini okutmuşlardır. Onlarda küçük kardeşlerine ve ailelerine sahip çıkmışlardır. Bu nedenledir ki Uzunyayla'da okumuş oranı Türkiye'deki genel seviyenin çok üzerindedir. Ancak bugün 55 köyden 50'sinin öğrenci yetersizliği nedeniyle okulları kapalıdır. Bu köydeki çocuklar taşıma usulü ile bu 5 köye taşınarak eğitimlerinin devamı sağlanmaya çalışılmaktadır. Fakat iklim ve yol şartları nedeniyle çocuklar çoğu günlerde okullarına gidememekte,gidebilenler ise okulların fiziki yetersizliği ve öğretmen yokluğu nedeniyle yeterli kalitede eğitim alamamaktadırlar. Hele temel eğitim 8 yıla çıktıktan sonra bu sorun daha ciddi ve vahim bir hal almıştır. Bu konunun tek çözüm yolu ise bölgede kaliteli ve sürekli eğitim verebilecek ''Bölge Yatılı Okulları'' açmaktır. Bu konuda Kayseri Kafkas Derneği şubesi Maliye ve Milli Eğitim Bakanlıklarıyla çeşitli görüşmeler yapmıştır, dileğimiz bu görüşmelerin bizim açımızdan olumlu sonuçlanmasıdır.. Toplumuzda kültürel asimilasyon çok hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Kırsal kesimden kente hızlı göç, gençlerin dillerini öğrenememeleri ve dolayısıyla kültürlerinin kaybolmasına neden olmaktadır.. Nitekim, Uzunyayla'da doğan ve çocukluğunu köyde geçiren 40 yaşın üzerindeki herkes dilini bilmektedir.20-40 yaş arasındakilerden de dillerini bilen %50 kadardır.Ancak 20 yaşın altındaki gençlerin sadece %20'si dillerini konuşabilmektedir. Buna rağmen Ata vatan dahil bütün Dünya'da dilini en doğru konuşabilen ve törelerini (Xabze) uygulayabilenlerin Uzunyayla'lılar olduğu düşüncesi hakimdir.. Bu görüş yalnız bizim değil 1995 yılında Profesör Duman HASAN başkanlığında Nalçik'tan gelen 13 kişilik araştırma heyeti ile Profesör Zafes AYTEMİRKAN başkanlığında Maykop'tan gelen 4 kişilik araştırma heyetinin de müşterek kanaatidir. Bize düşen en önemli görevlerden biride bu değerleri korumak için çalışmak, çok çalışmaktır. Kendi egosu içinde boğularak çevresindeki ve Dünya'daki gelişmeleri takip edemeyenler,başkalarını yıpratarak kendilerinin yüceldiğini zannedenler için yukarıda yazılanlar bir anlam ifade etmeyebilir.Ancak geçmişine saygı duyanların gelecekleri için endişeli olmaları doğaldır... Kültürümüzü korumanın iki yolu var. Ya Anavatana göç yada yaşadığımız yerde kültürümüzü en iyi şekilde korumak.Herkesin göçmesi mümkün olmadığına göre kültürümüze daha fazla sarılmazsak yok olma ihtimaliyle karşılaşmak içten bile değildir. Bunlarla ilgili olarak bilim adamlarımıza, yazarlarımıza, düşünürlerimize taban olacak araştırma, inceleme ve derlemelerinde gerekli özveriyi göstermeliyiz. Kültürümüzün bize yüklediği evrensel düşünce davranışı, beceri ve sezi gücünün kaynağını korumada yardımcı olmalıyız. (Uzunyayla Festivali Kitapçığından)

Kafkas Dil Grupları ve Halkları

Kafkasya’nın yerli (otokhtan) Halkları genel olarak konuştukları dil yönünden üç ana grup halinde incelenmektedir. Buna göre; I. Grup / Kuzeybatı Kafkasya halklarıdır ve üç ana gruba ayrılır. 1.ADİGELER: Kuzey çerkesleri olarak ta adlandırılan bu gruplar dil bakımından birbirlerini anlayabilirler. Adigeler kendi aralarında iki ana grup halinde incelenir. a)Abzah, Hatukuay, Kemirguvey(Temirgoy - Çemguy), Adamey, Bjedug (Yegerkhoy-Kiray), Mahuş(:Makhoş), Şhapsıg, Natukhaç ve Janelerdir. b)Kabardey ve Besleneyler(:Besniy): En kalabalık Çerkes kabilesi olan Kabardeyler, Büyük ve Küçük Kabardeyler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Büyük Kabardeyler Nalçik ve çevresinde, Küçük Kabardeyler ise Mozdok (Mezdegü) çevresinde otururlar. Kabardeylerin bir kolu olarak kabul edilen Besleneyler ise batı komşularıdır. 2.UBIHLAR (:Ubuh-Vubıh- Ubukh): Kafkasyada Abhaz ve Adigeler arasında yaşayan bu topluluklar dil bakımından ölü diller arasına girmiştir. Tamamı 1864'de göç etmiş olduğundan Kafkasya'da hiç Ubuh kalmamıştır. Diasporada yaşayan Ubıh kökenli aileler ise komşuları olan Abzahların dilini benimsemişlerdir. 3.ABHAZLAR- ABAZALAR : Kuzeyde Çerkes topluluklarına komşu olan Abazalar (Abazin-Aşuva) ile Karadeniz kıyılarında oturan Abhazlar (Apsuvalar) aynı kökten çıkan iki grup halinde birbirlerinden Kafkas Dağları ile ayrılmışlardır. Karadeniz kıyı kesiminde oturan ana Abhaz kitlesi ile kuzeyde Kabardeylere yakın olarak oturan Abazaların şivelerinde farklılıklar ortaya çıkmış ise de zorluk çekmeden anlaşabilirler. Abhazlar tarih boyunca Gürcüler'le yakın ilişkiler içerisinde olmuşlar, hatta onların tesiriyle büyük çoğunlukla Hıristiyanlık benimsenmiştir. II. Grup / Orta ve Kuzeydoğu Kafkasya halklarıdır ve iki ana gruba ayrılır. 1.VAYNAHLAR: Kafkasya'nın stratejik önemi en büyük noktalarından birinde yaşayan dağlı Vaynah toplulukları genel olarak birbirlerinden lehçe farklılıkları ile ayrılan üç ana gruba ayrılır. a.ÇEÇENLER (Nohçi-Nohçoylar) Vaynahların ana kitlesini meydana getirirler. b.İNGUŞLAR (Galgaylar) İnguşlar ikinci büyük Vaynah grubudur ve Asa ile Sunja ırmakları arasında ve Terek Nehri'ne doğru kuzeye yayılırlar. c.KİSTLER (Batslar,Tuşhlar) Gürcüstanın Çeçen sınırında Tuşa ve Alazan ırmaklarının kaynaklarında ve Pankisi vadisinde oturan bu küçük grup daha çok Gürcü unsurları ile etkileşim halindedir. 2. DAĞISTAN HALKLARI: Kafkasyanın en çeşitli topluluklarının yaşadığı bölge olan Dağıstan’da Kafkas Dil grubundan olan 4 ana grup yaşamaktadır. Kafkasya'nın yerlisi olan bu halklar (Avarlar, Lezgiler, Laklar ve Darginler) daha çok dağlık bölgelerde yaşarlar. a)AVARLAR (MAARULALAR): Lezgilerden sonra Dağıstan'ın en kalabalık kabilesı Avarlar'dır. Kendi aralarında ise en kalabalık grubu esas Avarlar meydana getirirler. Dil yönünden üç gruba ayrılırlar; ı.Avar (Maarulal), ıı..Andi (Bottlih, Godoberi, Karatin, Bagvalal, Çamalal, Tindi ve Açvaçiş gibi alt gruplara ayrılırlar) ııı.Dido (Hinuk, Çvarşin ve Kapuçinler gibi alt gruplara ayrılırlar) b)LEZGİLER. Dağıstan'ın güney-doğusunda yaşarlar Samur Nehri'nin orta ve yukarı mecralarında ve Şamahı yöresine kadar uzanan alanda yayılmışlardır. Doğu ve güney-doğuda Azeriler ile karışmışlardır bu nedenle Türkçe Lezgiler arasında geniş ölçüde yayılmıştır. Rutul, Kütin, Agul, Budukh, Dzekh, Tabasaran, Tsakhur, Udi ve Khinalug gibi alt kollara ayrılırlar. Kürinler ve Tabasaranlar en kalabalık gruplardırlar. c)LAKLAR (Gazi Kumuklar) Orta Dağıstanda yaşarlar. d)DARGİNLER. Lezgi diline yakın bir dil konuşan Darginler bu nedenle Lezgi kabileleri arasında da sayılırlar. Akuşa, Sutkur, Sırhal, Urkarak, Horakan, Kaytak (Haydak) ve Kubaçi gibi gruplara ayrılırlar. Dağıstan’daki dağlı kabilelerin aralarında bulunan doğal engeller (dağlar, tepeler, derin vadiler vs.) Batı Kafkasya’daki kadar olmasa da buradaki toplumlar arasında da çeşitli dil farklılıkları doğurmuştur. III. Grup / Güney-Batı Kafkasya halklarıdır ve dört ana gruba ayrılır. 1.GÜRCÜLER Çoruh Vadisi'nden doğuda Alazan Irmağı ve Zakatali Mıntıkası'na kadar, kuzeyde Kafkas Dağları'nın güney eteklerinden güneyde Gümrü-Elizavetpol hattında kadar uzanan geniş bölgede yaşarlar. Kuzeyden Abhazlar, Svanlar, Ossetler, Çeçenler ve Lezgilerle komşudurlar. Güney-doğuda ise Azerilerle sınırları aşağı yukarı Nuha yakınlarından geçer. Güneylerinde Ermeniler bulunur. Dil bakımından "Güney-Batı Kafkasya Dilleri Grubu"Gürcüce çeşitli gruplara ayrılır. a-Asıl Gürcüler: Tiflis çevresinden ibaret olan Kartli ile doğusunda bulunan Kakheti'de otururlar. Zakatali civarında oturan İnguiller'de bu gruba dahil edilirler. b-İmeretler: Riyon ile Yukarı Kura ırmakları arasında otururlar. c-Gurienliler: Kutais yakınında yaşarlar. d-Acaralar: Batum civarında yaşarlar. e-Pşavlar: Tiflis'in kuzey doğusunda otururlar, f-Kevsurlar Kazbek doğusunda dağlık bölgelerde Tuşlarla komşu olarak yaşarlar. Tuşlar gibi dillerinde Çeçen, Oset etkileri bulunan küçük bir halktır. 2.MEGRELLER İngur ve Riyon Irmakları arasında oturan Bu halk asıl Gürcülerle birlikte bölgedeki en kalabalık toplumlardan birisidir. 3.LAZLAR Çoruh Vadisi'nde oturan Lazlar tamamen Müslümanlığı kabul etmiş bir halktır. 4.SWANLAR Elbruz Dağı'nın güney eteklerinde Gürcüstanın dağlık bölgelerinde yaşayan Swanlar, Gürcüce'ye bağlı ama farklılıkları olan bir dil kullanırlar vardır. DİĞER KAFKAS HALKLARI; Kafkasya’da yerli (otokhtan) Halkları dışında tasnif edilen ama en az yerli halklar kadar artık Kafkasyalı olan başka toplumlarda yaşamaktadırlar. Kültürel açıdan yerli halklarla aynı özeliklere sahip bu topluluklar genel olarak konuştukları dil yönünden ayrı bir grup olarak tasnif edilirler. A.İrani Dil Konuşan Kafkas Toplumları: 1 .OSETLER (ASETİNLER) Aslen Alanlardan geldikleri kabul edilen bu toplum dil açısından Kafkas dillerinin etkileri altında önemli değişiklikler geçirmesine karşılık İran diline çok yakın bir dil kullanırlar. Kafkasya'da Daryal Geçidi'nin güney ağzında otururlar. Doğularında Çeçenler, kuzeylerinde İnguşlar ve Kabartaylar, batılarında Gürcüler bulunur. Güneyden de yine Gürcülerle komşudurlar. Onlara diğer Kafkas halkları Kuşha, kendileri ise Iron derler. Daryal Geçidi'nden başka Liakkva ve Ksa vadilerinde, güneyde Kura'ya doğru Uruk, Fiag-Don ve Ardon ile Yukarı Terek boylarında da yaşarlar. Yine bir ayrı grupları da Yukarı Kura'nın sağ kıyısı ile Trialet Dağı'nda ve Borjom'un doğusunda otururlar. Osetinler başlıca iki gruba ayrılırlar; 1- İron, 2- Digor. Osetlerin çoğunluğu Hıristiyan olduğu için ne Rusya'ya karşı olan mücadeleye, ne de göç hareketine etkili bir şekilde katılmamışlardır. Yalnız sayıca çok az sayıda Müslüman olanları aslen Oset olan General Musa Kundukhov öncülüğünde Çeçenlerle birlikte göçe katılmışlardır. 2.TATLAR (PADARLAR) Safeviler tarafından Kafkasyada Bakü, Kuba, Şamahı, Derbent ve Zakatali mıntıkalarında yerleştirilmiş olan İranlılardır. Pehlevi Dili'ni konuşurlar. B. Türk Dili Konuşan Kafkas Toplumları: 1. KARAÇAY-BALKARLAR (MALKARLAR) Kaynakları hakkında çeşitli görüşler ileri sürülen Karaçayların genel olarak, Kafkasya’da belirli dönemlerde bulunmuş olan Hazar, Bulgar ve Kıpçak gibi Eski Türk topluluklarının bir devamı olduğu kabul edilmektedir. Ancak Alanlarla tıpkı Osetler gibi ortak kültürel özelliklere sahip olmaları bu konuda kesin bir hüküm verilmesine de engel olmaktadır. Kıpçak Türkçesinden geldiği bilinen bir dil kullanırlar. Karaçay ve Balkar (Malkar) olarak iki grup halinde anılmalarına rağmen gerçekte tek bir halktırlar. XIII.-XV.yüzyıllar arasında Kabartayların doğuya doğru yayılmalarına kadar Kuban, Terek ve Kuma nehirlerinin orta ve yukarı mecralarında ve onlara katılan akarsuların boylarında geniş bir sahada yaşadıkları bilinen Karaçaylar daha sonraları Kafkas Dağları'nın zirvelerine doğru çekilerek Elbruz Tepesi'nin etrafındaki sarp ve yüksek bölgelere yerleşmişlerdir. Çevrelerinin genel olarak Çerkes-Abaza kabileleri tarafından çevrili olmasından dolayı, kültürel açıdan komşu kabilelerle aynı özelliklere sahiptirler. 2. KUMUKLAR Kuzeyde Terek Nehri'ne kadar, güneyde de Makhaçkale'nin güneyine kadar uzanan alçak arazide otururlar. Genel olarak Dağıstan'ın kuzey-doğu ve doğusundaki Hazar Denizi'ne kadar uzanan düzlüklerde yaşarlar. Kafkasya'ya ne zaman ve nasıl geldikleri kesin olarak bilinmemektedir. Onları Hazarlara, Kimaklara, Gazi-Kumuklara ve hatta Karaçay-Balkarlara bağlayanlar bulunmaktadır. Ayrıca Hazar Denizi kıyılarında oturdukları ve kıyıdaki "kum"dan kaynaklanan "Kumuk" ismini aldıklarını ileri sürenler dahi vardır. Makhaçkale, Kaspiiski, Hasavyurt, Babayurt, Buynakski ve hatta İzberbaş şehirleri Kumukların yaşadıkları alana dahildirler. Ovalık yerlerde yaşayan çeşitli Kafkas kabileleri genellikle Türk kabileleri ile sıkı ilişkiler içerisinde bulunmalarından dolayı Kumuk Türkçesini de bilirler. Bu nedenle Türkçenin bir lehçesi olan Kumukça Doğu Kafkasya'da ortak bir anlaşma vasıtası olarak kullanılmaktadır. 3. NOGAYLAR Kazak ve Karakalpak Türkçesine yakın bir dil konuşan bu topluluklar XVIII. Yüzyıldan sonra Kafkasya bölgesine yerleştirilmişlerdir. Dağıstanda Hazar Denizi'ne doğru uzanan düzlükte ve daha kuzeyde step görünümü alan bozkırlarda Türk asıllı kabilelerle (Kumuklar, Azeriler, Türkmenler) karışık olarak yaşarlar. KAFKAS ARAŞTIRMA GRUBU